Yapılan basın açıklamasında;

Siyonist İsrail rejiminin 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana Gazze Şeridi’nde yürüttüğü acımasız soykırım, sistematik katliamlar ve insanlık dışı topyekûn abluka politikası hız kesmeden devam etmektedir. Bebek, çocuk, kadın ve yaşlı ayırt etmeksizin sivil halkı açlık, susuzluk ve tıbbi imkansızlıklarla baş başa bırakarak yok etmeyi amaçlayan bu organize kötülüğe karşı, küresel vicdan sarsılmaz bir kale gibi ayaktadır. Gazze’deki ambargoyu delmek, mazlum halkın çığlığına ses olmak ve tamamen insani malzemelerden oluşan gıda, sağlık ve barınma yardımlarını bölgeye ulaştırmak amacıyla yola çıkan "Global Sumud Kara Konvoyu", sivil ve sivil üstü bir insani inisiyatif olarak dünya halklarının Siyonizm’e ve emperyalizme karşı ortak duruşunun adıdır.

Global Sumud Kara Konvoyu Dünya Halklarının Siyonizm’e Ve Emperyalizme Karşı Ortak Duruşunun Adıdır (3) Kopya

Ancak ne yazık ki, tamamen barışçıl ve insani gayeler taşıyan bu silahsız yardım misyonu, uluslararası hukuku ve insan onurunu ayaklar altına alan çok ağır bir engelleme ve esaret zinciriyle karşı karşıya bırakılmıştır.

Türk Kızılay’ın 158. Kuruluş Yıldönümü Bafra’da Törenle Kutlandı
Türk Kızılay’ın 158. Kuruluş Yıldönümü Bafra’da Törenle Kutlandı
İçeriği Görüntüle

Bundan tam 20 gün önce, 24-25 Mayıs tarihlerinde Libya’nın doğusundaki Hafter güçleriyle görüşmek, konvoyun güvenli geçişini sağlamak ve Gazze ablukasını kırmak adına müzakerede bulunmak üzere giden farklı ülkelerden 10 vicdanlı insan, sivil teamüllere taban tabana zıt bir şekilde gözaltına alınmıştır. Olayın yaşandığı ilk anlarda kamp alanının etrafını askeri araçlarla kuşatan, bomba atıp, otomatik silahlarla ateş açarak sivil insanların sığındığı caminin elektriğini kesen ve göz yaşartıcı gazlar kullanarak orantısız güç uygulayan askeri unsurlar, sivil aktivistleri darp ederek zorla otobüslere bindirmiş ve bilinmezliğe sevk etmiştir

Global Sumud Kara Konvoyu Dünya Halklarının Siyonizm’e Ve Emperyalizme Karşı Ortak Duruşunun Adıdır (2) Kopya

Bu asil yürüyüşün ve esaret altındaki 10 kahramanın hikayesi, aynı zamanda insanlığın hidayet ve sarsılmaz inanç neferleriyle nasıl can bulduğunun da en açık göstergesidir. Esir tutulan aktivistlerimiz arasında yer alan Uruguaylı Matias Alvarez Rodriguez (Müslüman olduktan sonra Ataullah ismini aldı) ve Polonyalı Lauro Kwoczala, İslam dininin barış, adalet ve mazlumun yanında durma çağrısına kulak vererek yakın zamanda yeni Müslüman olmuş kardeşlerimizdir. İslam'ın nuruyla henüz yeni müşerref olmuş bu iki yiğit insan, dinimizin yüklediği mukaddes sorumluluğun bilinciyle hareket etmiş; arkalarına bakmadan, önlerindeki hiçbir hayati tehlikeyi ve ağır riski umursamadan kendilerini Gazze’li yetimlerin, açlıkla boğuşan bebeklerin davasına adamışlardır. Yeni Müslüman olmalarına rağmen sergiledikleri bu muazzam fedakarlık ve sarsılmaz duruş, sadece İslam alemi için değil, tüm insanlık adına bir gurur ve ibret nişanesidir. Bugün o zindanlarda, kalplerindeki taze imanla küresel haydutluğa meydan okumaktadırlar.

Global Sumud Kara Konvoyu Dünya Halklarının Siyonizm’e Ve Emperyalizme Karşı Ortak Duruşunun Adıdır (1) Kopya

Bugün, yani 11 Haziran 2026 itibarıyla gelinen süreçte, dünyanın dört bir yanından sırf Gazze'de açlıktan ölen çocuklar için adaleti haykırmaya gelen 10 aktivistimiz; İspanya, Polonya, Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Uruguay, Portekiz, Tunus ve İtalya tam 20 gündür Hafter Güçleri İçişleri Bakanlığı'na bağlı, "kara site" (black site) olarak bilinen, dış dünyadan tamamen izole ve sivil denetime kapalı bir askeri gözaltı merkezinde hukuksuzca esir tutulmaktadır.

Kriz merkezimizin ve Global Sumud Hareketi avukatlarımız tarafından tutulan son raporlar, askeri merkezde tam bir psikolojik taciz ve fiziksel çökertme politikasının uygulandığını açıkça gözler önüne sermektedir.

  • Hayatları Tehlikede – Mutlak Açlık Grevi: Uğradıkları bu haksız, hukuksuz ve keyfi alıkoymaya karşı bir direniş olarak aktivistlerimiz, Pazartesi gününden bu yana ne su ne de yemek kabul ettikleri mutlak açlık grevi safhasındadır. Açlık grevinin ilerleyen günlerinde tutsakların sağlık durumları kritik seviyeye ulaşmış, besinsizlik ve susuzluk sebebiyle özellikle kadın aktivistler arasında ardı ardına bayılma vakaları baş göstermiştir.
  • Kasıtlı Tıbbi Tecrit: Hayati riskin bu denli yüksek olmasına rağmen, gözaltı merkezi yönetimi kasıtlı olarak içeriye hiçbir tıbbi ekibin girmesine izin vermemekte, revir ve acil müdahale hizmeti sağlamamaktadır. Konvoy içerisinde yer alan ve kendileri de tutsak edilen doktorlarımız, açlık ve bitkinlikten kırılma noktasında olmalarına rağmen kendi canlarını hiçe sayarak fenalaşan arkadaşlarının muayenesini ve ilk yardımını üstlenmeye çalışmaktadır.
  • Ağır Psikolojik Taciz ve Safsata Vaatler: Aktivistlerimiz dış dünyadan tamamen izole edilmiş ve bilgi karartmasına maruz bırakılmıştır. Hücrelerdeki sivil insanlara sürekli olarak birbirini tutmayan çelişkili bilgiler verilmekte, her iki günde bir "Yarın serbest bırakılacaksınız", "Önümüzdeki Salı mahkemeye çıkarılacaksınız" denilerek sahte umutlar üretilmekte ve bu yolla sivil insanların sinir uçlarıyla oynanarak sistemli bir psikolojik işkence uygulanmaktadır.
  • Siyonist Rejimin Refleksleriyle Sorgulama: Esaret altındaki sivil yardım gönüllülerinin maruz kaldığı yoğun sorgulamalar, bu barbarlığın arkasındaki esas aklı ve sızma girişimlerini açıkça ifşa etmektedir. Aktivistlerimize yöneltilen "Hamas ile ilişkiniz nedir?", "Bu konvoyu küresel ölçekte kim organize etti?", "Dünyanın her yerinden insanları bu harekette bir araya getiren güç nedir?" gibi sorular, işgalci Siyonist rejimin refleksleri, argümanları ve paronayak ajandası ile birebir örtüşmektedir. Tamamen şeffaf ve sivil olan bu küresel vicdan hareketi, Siyonist rejimin suç ortaklığı diliyle terörize edilmek istenmektedir.

Hafter’e bağlı Doğu Libya topraklarında sivil ve silahsız aktivistlere yönelik uygulanan bu haydutluk; Uluslararası Hukuku, Savaş Hukukunu, Cenevre Sözleşmelerini ve en temel insan hakları beyannamelerini açıkça çiğnemektir. İnsani yardım tırlarına, ambulanslara ve yaşam konteynırlarına el koyarak, insanlığın ortak vicdanını temsil eden sivil aktivistleri işkence ve tecrit altında tutmak hiçbir devlet adabına, hukuk normuna ve vicdan eşiğine sığmamaktadır.

Mevcut uluslararası düzenin ve kurumların işlevsizleştiği bu süreçte, esaret altındaki 10 kardeşimiz uğradıkları tüm haksızlıklara rağmen hapishane içinde grevlerini sürdürerek direnişi büyüteceklerini ve geri adım atmayacaklarını ilan etmişlerdir. Onlar içeride insanlık onurunu korurken, bizlerin dışarıda sessiz kalması düşünülemez.

Bu doğrultuda; başta kendi vatandaşlarının hukukunu korumakla mükellef olan devletler olmak üzere, Birleşmiş Milletleri, uluslararası insan hakları örgütlerini, sivil toplum kuruluşlarını ve tüm diplomatik misyonları acilen ve en üst perdeden ses yükseltmeye, Hafter’e bağlı makamları üzerinde yoğun bir diplomatik/hukuki baskı mekanizması kurmaya davet ediyoruz.

Küresel vicdanın ve Gazze'deki mazlum çocukların sesi olan bu 10 sivil aktivistin derhal, kayıtsız ve şartsız olarak serbest bırakılması; gasp edilen pasaportlarının, kişisel belgelerinin, çantalarının ve doğrudan Gazze halkına ait olan insani yardım tırları ile ambulansların acilen teslim edilmesi uluslararası hukukun mutlak bir gereğidir.

Uluslararası sularda ve topraklarda hakları gasp edilen, can güvenlikleri tehdit altında olan kardeşlerimizin özgürlüklerine kavuşması, adaletin tecellisi ve bu organize kötülüğün son bulması için hukuki, siyasi ve diplomatik tüm süreçlerin sonuna kadar sarsılmaz bir kararlılıkla takipçisi olacağımızı tüm dünya kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Kaynak: Güllü Turan