YALDIZ YAPI
YALDIZ YAPI
sağ
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Mail: selan@kizilirmakgazetesi.com

Gezi'de çadır yaktıran kafadan ne farkı var?

Vatan Yahut Silistre'nin Abdullah Çavuş'undan ilhamla;

-Ne oldu, kıyamet mi koptu?

Baroların, 27 saat boyunca engellendikten sonra yapmalarına "izin verilen(!)" yürüyüşünden bahsediyorum…

***

 

Gezi'de çadır yaktıran kafadan ne farkı var?

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU
24 Haziran 2020
 

Vatan Yahut Silistre'nin Abdullah Çavuş'undan ilhamla;

-Ne oldu, kıyamet mi koptu?

Baroların, 27 saat boyunca engellendikten sonra yapmalarına "izin verilen(!)" yürüyüşünden bahsediyorum…

***

Kaldı ki, "izne tabi" değildi yürümeleri. Baroların, yasal olarak izin almalarını gerektirmeyen eylemlerine izin verilmedi!

O gördüğünüz sıra sıra dizilen bariyerler, barikatlarla engellenen "Anayasal hak"larından başka bir şey değildi!

Hukuksuz olan Baroların yaptığı değil Barolara yapılandı. Türkiye Cumhuriyeti, aynı zamanda bir hukuk devletiyse, bunun bir yaptırımı olmalı. "Devlet" önce kendi varlığını "suç"tan korumalı; kendini, iktidarların, siyasi niyetlerine hizmet eden bir "sopa" gibi kullanılmaktan sakınmalı.

Ankara'da bir gün bir gece boyunca şahitlik ettiğimiz kepazeliğin; bütün o ayıplı, günahlı, utançlı anların "bam teli" tam da burası. Zira, ancak çadır devletleri, birilerinin keyfine keder tanımlar "suç" ve "suçlu"ları.

***

Suça karışmamış, suç üstü yakalanmamış, polisle çatışmamış, başkalarının hak ve hukukları açısından tehdit oluşturmamış, taşkınlık yapmamış, huzuru, sükunu bozmamış, toplum güvenliğini tehlikeye atmamış, kaçak halde olmayan bir grup Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını -ki her biri avukat; baro başkanı- bariyerler içine hapsetmek, resmen öyle olmasa da fillen gözaltına almaya kalkmak ve gözaltı koşullarını da aratır kötü muamelede bulunmak ne demek?

Ankara ayazında, sağanak yağmur altında sabahlatmak, gönderilen yiyeceklere el koymak, bir kamu kurumu olan, bizatihi o "devlet"in bir parçası olan belediyenin çadır kurmasına mani olmak ne demek?

Tuvalet ihtiyaçlarını karşıladıkları, bir sıcak çay içebildikleri kafeyi normalden daha erken saatte kapatmaya zorlamak, bir de üzerine "sosyal mesafeye uymama cezası" kesmek ne demek?

O kafeyi işletenler mi tıktı o bariyerin içine onlarca insanı? Onlar mı, maske ve hijyen gibi en temel salgın önlemlerini dahi alamayacakları bir mahrumiyet ortamı yarattı?

***

İşin, hakla, hukukla, adaletle ilgili kısmını zaten layığıyla tartışırız, tartışıyoruz da ama ben bir de Sağlık Bakanı'nı merak ediyorum. Aylardır "65 yaş üstüne aman dikkat" diye çırpınan Sağlık Bakanı, yaş ortalaması hiç de düşük olmayan o hukukçuların yaka paça itilip kakıldığı, saatlerce sağanak yağmur altında, maske, hijyen, mesafe hak getire halde, gayri insani koşullara mecbur edildiği o "güvenliği sağlama" şekli karşısında hiç mi dehşete düşmedi?

***

Şöyle bir şehir efsanesi var;

Gece sabahlara kadar devam eden temaslar… Valilikle bakanlıklar; bakanlarla bakanlar; Barolar Birliğiyle Meclis Başkanı; Meclis Başkanıyla Bakanlar; Bakanlarla Barolar Birliği Başkanı arasında bitmeyen müzakereler, konuşmalar, görüşmeler, ikna çabaları…

27 saat boyunca "çözmeye" çalışmışlar?

İyi de neyi?

Aklımızla alay mı ediyorsunuz?

Türkiye'nin dört bir yanından Ankara'ya kadar bir tek nahoş olay yaşanmadan, şikayete konu olmadan getirilmiş ve kimse "yassah hemşerim"cilik oynamaya kalkmasa, birkaç saat içinde de çoktan bitirilmiş olacak olan bir temel hak kullanımıyla ilgili olarak, neyi çözmeye çalıştınız bu kadar?

Aşılması gereken yasal bir engel mi vardı?

Hayır.

Kitabına uydurulması gereken bir usul dışılık mı?

Hayır.

Neyi çözmeye çalıştınız o zaman?

Olmayan sorunu çözmeye kalkışınca böyle oluyor demek ki; önce bir sorun gerekiyor; ortalığı arapsaçına çevirmek filan…

***

Gezi Parkı'nda, daha henüz ortada topluma mal olmuş bir büyük protesto yokken, "ağaç nöbeti" tutmak için parka kurulan çadırlar ateşe verilip de, alev ve dumanlar arasında bırakıldığında onca insan; sadece kitap okuyan gençlerin üzerine panzerler sürüldüğünde; ve belki Gezi'de ne olup bittiğinden bile habersiz binlerce insanın kullandığı metro gaza boğulup da insanların canına kast edildiğinde, şunu yazmıştım bu köşede:

"Polis evet aldığı talimatı yerine getirdi. Ama İstanbul'daki müdahaleye yansıyan kin, gaddarlık, acımasızlık başka bir şeydi. Emniyetteki tasfiye haberlerinden, iktidarın kendi içindeki güç savaşından bağımsız değerlendirilemeyecek bir şey. Başka bir hesaplaşmanın neticesi…"

Aynısını yazıyorum; Baro başkanlarına müdahaleye yansıyan duygu zinhar sıradan bir "biz de emir kuluyuz" tezahürü değildi; başka bir şeydi.

Kabinenin kendi içindeki kuruplaşmadan bağımsız olmayan bir şey; birden hortlatılmaya çalışılan "darbe paranoyası"ndan bağımsız olmayan bir şey ve hedef şaşırtarak zaman, mevzi kazanmayı hedefleyen bir şey…

NOT: Tam da bu şartlarda, savunmanın savunulması gereği doğmuşken, "savunmasız"laştırılmaya çalışılan sistemde hakim karşısına çıkacak meslektaşlarımız bugün Çağlayan'da! Umutlu değilim ama dileğim; her şeyden önce evlatlarının; Ada'nın, Arya'nın, Ali Derya'nın, İlim'in yüreğinde kapanmaz yeni yaralara yol açmayacak bir karar çıkması! Aynı metot kullanılarak; "Hukuk Devleti"nin de, FETÖ eliyle açılmış yaralarına kanırtılmaması…

 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar