Bugün 6 Şubat… Yüzyılın felaketi, Kahramanmaraş merkezli dev bir deprem. Acı dolu bir tarih. Hepimizin yüreğini saran, hafızalarımıza kazınan, birçoğumuzu derinden etkileyen bir anı…

Ancak depremi yalnızca doğanın bize yaptığı bir darbe olarak görmemeliyiz. Çünkü asıl öldüren, doğa değil, ihmaller, kayıtsızlıklar, dikkatsizliklerdir. İnsan hayatı, göz ardı edilen her bir önlem, görmezden gelinen her bir ihmalle ucuzlatılmıştır. Eğer insan hayatı değerli olsaydı, bu felaketler ve kayıplar belki de yaşanmazdı.

Ateş düştüğü yeri yakar, derler. Ama bizler, çoğu zaman ateşin yalnızca alevlerini ve dumanını görürüz. O ateşin yakıp yıkıp, tüm sevdiklerini alıp götürmesini anlamak için, yalnızca birkaç dakika düşünmemiz yeterlidir. Bugün, o anı yaşayan insanların yerinde olabilirdik. O felakette evini, işini, sevdiklerini kaybeden, yıllarca emek vererek biriktirdiği her şeyin bir anda yok olduğunu gören insanları, bir an olsun düşündük mü? O insanlar, o karanlık geceyi yaşarken, yardıma koşabilecek kimsesi olmadığını, en sevdiklerine ulaşamadığını, bir türlü kurtulamadığını düşündü mü? Herkesin çaresizlik içinde olduğu, yalnızlıkla boğuştuğu o anları, bir nebze olsun hissedebildik mi? Eğer bir kez bile düşündüysek, o zaman insan hayatının bu kadar ucuz olmaması gerektiğini anlarız.

O insanlar, sıradan bir gün yaşarken, kendilerini güvende hissederken, bir anda yaşamları sarsıldı. Evinin çatısına göçen taşlar, duvarlar, devrilen binalar… Onlarca yılın hatıralarını barındıran o evlerin içinde sıkışıp kalan, sevdiğine ulaşmaya çalışan, ama bir türlü ulaşamayan insanları düşündük mü? Bir anne, bir baba, bir eş, bir çocuk… Hepimiz, hayatı çok seviyoruz, ama o kaybedilen hayatlar geri gelmeyecek. Kimse, bir saniye daha fazla yaşamak için o felaketi yaşamak istemezdi, değil mi?

Ama her şey sadece felakette bitmiyor. Bu yazıyı yazarken bir şey daha fark ediyorum. Bizim acılarımız, o insanların acılarından çok daha kısa. Bizler, 6 Şubat'ı hatırlayarak üzülürüz, birkaç gün aklımızda kalır, belki bir daha hatırlamayız. Ama orada, o geceyi yaşayan, sabaha çıkarak bir şeylerin ters gittiğini anlayan insanlar, her gün eksik alıyorlar nefeslerini. Her gün, kaybettikleri bir parçayla yaşamaya devam ediyorlar. Bir tek gözleri bile, kaybettikleri o sevdiklerini hayal ederken, yıllar geçse de, içlerindeki o acı hep taze kalacak. Birçok insan, o geceyi hatırladığında, kaybettiklerini, sevdiklerini, o anki çaresizliklerini bir kez daha yüreklerinde hissedecekler.

Peki biz ne yapıyoruz? Sadece üzülüyoruz, gözyaşı döküyoruz ve bir süre sonra unutuyoruz. Unutuyoruz, çünkü o acı bizim evimize, bizim mahallemize, bizim yaşamımıza dokunmuyor. Ama ya dokunsa? Ya bir gün bizim de gözümüzün önünde bir yıkım yaşansa, ya bizim de kaybettiğimiz bir can, bir sevdiğimiz olsa? Ya bir gün hepimizin yaşamı, bir felaketin ortasında kalacak olsa? O zaman, duygularımızın ne kadar derin olacağını, ne kadar büyük bir acı çekeceğimizi anlayabilir miyiz?

Bize düşen, hayatın kıymetini bilmektir. İnsan hayatına verilen değerin, her bir kararda, her bir imzada, her bir adımda hissedilmesi gerekir. Kararlar alınırken, insanların acılarını göz önünde bulundurmalıyız. Çünkü bir imza, bir onay, bir karar, bir insanın hayatını etkileyebilir. Eğer biz, insan hayatını gerçekten önemseseydik, o kayıplar belki de yaşanmazdı. İnsan hayatı bu kadar ucuz olamazdı. Evet, felaketten sonra yapılan kurtarma çalışmalarını, yardımları takdir ediyorum. Ama bir gerçek var ki, bir felaketin önüne geçilebilirdi. O insanların hayatını kurtarabilecek her bir önlem, belki de o anda alındığında, hayatları kurtulabilirdi.

İhmaller, dikkatsizlikler bir anlık hata gibi görülebilir, ama onlar çok büyük bedeller ödetiyor. Bir aileyi, bir hayatı, bir sevgiyi kaybetmek, geri getirilemez bir kayıp. O yüzden lütfen, insan hayatına yönelik her türlü kararda duyarlı olalım. Çünkü biz, bir gün bu acıyı yaşayabiliriz. Ve o zaman, sadece vicdanımızın sesini değil, tüm insanlığın sesini duymak zorunda kalacağız.

Bizi düşündüren, bize acı veren bu felaketlerin ardından, hep birlikte bir şeyleri değiştirmeliyiz. İhmalleri görmezden gelmek, sevdiklerimize, kendimize saygısızlık olur. Hepimizin birer hayatı, birer değeri var. O yüzden, bir daha bu tür acıların yaşanmaması için, tüm kararları alırken "benim sevdiklerim de olabilir" diyerek hareket edelim. Çünkü her gün, o insanların yaşadığı korkuyu hissetmesek de, onlar her gün o korkuyla, eksik nefeslerle yaşıyorlar. Onlar her gün yıkılan evlerinin enkazı altında kaybettikleri hayatlarını anımsıyorlar. Ve bu acı, ne zaman biter, kim bilir?