Bir toplumun gerçek gelişmişliği; yollarının genişliğiyle, binalarının yüksekliğiyle ya da teknolojisinin gücüyle değil, en kırılgan insanlarına gösterdiği merhamet ve saygıyla ölçülür.

Bugün çevremize baktığımızda engelli kardeşlerimizin hâlâ kaldırımlarda, toplu taşımada, eğitimde, iş hayatında ve hatta insan ilişkilerinde görünmez engellerle mücadele ettiğini görüyoruz. Üstelik bu mücadele sadece onların değil; annelerin, babaların, evlatların, kardeşlerin de omuzlarında ağır bir yük olarak taşınıyor.

Bir annenin en büyük duası çocuğunun mutlu olmasıdır. Ancak engelli bir evladı olan anneler çoğu zaman sadece mutluluk değil, “Acaba benden sonra ne olacak?” korkusuyla yaşar. Bir babanın sessizliği bazen yorgunluktan değil, çaresizliktendir. Çünkü bilir ki toplum hâlâ farklı olana alışamadı. Engelli bireylerin önündeki en büyük engel çoğu zaman bedenleri değil, insanların bakışlarıdır.

Oysa bir insanın yürüyememesi, duyamaması ya da görememesi onu eksik yapmaz. Asıl eksiklik; empati kuramayan kalplerdedir. Bir rampayı işgal eden araçta, küçümseyen bakışta, alay eden dilde, işe alırken “yük olur” diye düşünen zihniyettedir.

Bugün hepimiz sağlıklıyız diye yarının da aynı olacağının garantisi yok. Hayat bir anlık kaza, bir hastalık ya da yaşlılıkla herkesi aynı noktaya getirebilir. Bu yüzden engelli bireylere yapılan her iyilik aslında insanlığın kendisine yaptığı yatırımdır.

Unutmayalım; bir toplumda engelli bireyler özgürce yaşayabiliyorsa, o toplum gerçekten medenidir. Kaldırımlar sadece yürüyenler için değil, tekerlekli sandalye kullananlar için de yapılmalıdır. Okullar sadece görenler için değil, hissedenler için de eğitim vermelidir. İş yerleri sadece “sağlam” insan aramamalı, azim ve yeteneği görmelidir.

Ve en önemlisi; engelli bireylere acıyarak değil, hak ettikleri saygıyla yaklaşmalıyız. Çünkü onlar yardım bekleyen insanlar değil, fırsat verildiğinde hayatın her alanında başarıya ulaşabilen güçlü bireylerdir.

Geliniz, çocuklarımıza önce empatiyi öğretelim. Bir gün değil, her gün hatırlayalım onları. Sadece özel günlerde değil, hayatın içinde yanlarında olalım. Çünkü engeller bedenlerde değil, sevgisiz zihinlerdedir.

“Bir toplumun gerçek vicdanı; konuşanların sözlerinde değil, sessiz kalanların hayatında saklıdır. Engelli kardeşlerimizi yalnız bıraktığımızda sadece onları değil, insanlığımızın en değerli yanını da kaybederiz. Unutmayalım ki merhamet paylaşınca büyür, dayanışma ise en ağır engelleri bile aşacak güç doğurur. El ele verdiğimizde hiçbir engel aşılmaz değildir; çünkü asıl engel, kalpler arasına örülen sevgisizliktir.”