Bir zamanlar “emek” kutsaldı. İnsan, yaptığı işin hakkını teri kurumadan almalıydı derdik. Şimdi ise ter kurumadan değil, değer yitirmeden bir şeyler elde etmek derdindeyiz.

Emek; artık sadece bir kelime, sadece afişlerde, nutuklarda hatırlanan bir kavram oldu.

Bir ustanın elindeki nasır, bir işçinin sabahın köründe yollara düşmesi, bir annenin gün boyu didinmesi… Hepsi alın terinin sembolüydü. Fakat bugün; bu çabaların ardında yatan değeri görmek yerine, ne kadar kazandırdığına bakıyoruz. “Ne kadar emek harcadın?” sorusu yerini “Ne kadar kazandın?” sorusuna bıraktı.

Toplum olarak hızlı sonuçlara, kolay yollara, görünene odaklandık. Oysa emek görünmez bir sabırdır, sessiz bir mücadeledir. Kimse fark etmese de, her başarı hikâyesinin ardında alın teri vardır. Ne yazık ki, artık emek veren değil, parlayan kazanıyor.

Bir işi güzel yapan değil, iyi pazarlayan alkışlanıyor. Üretenin sesi kısık, gösterenin sesi yüksek. Oysa emeğin değeri, sadece kazançla ölçülmez. O değerin içinde sabır, özveri, dürüstlük, vicdan vardır.

Toplum, emeğe yeniden saygı duymayı hatırlamadıkça; değerin yerini gösteriş, alın terinin yerini hile alacak.
Ve bir gün, herkesin emeği değersizleştiğinde, anlayacağız ki aslında kaybettiğimiz şey sadece “emek” değil; insanlığımızmış.