Sevgisiz bir ailede büyüyen ruhların taşıdığı derin izler, hayat boyu süren bir yara açar. Sevgiye aç kalmış bir çocuk, gelecekte sevilmenin özlemiyle, sessiz bir çığlık atar. Zamansız sevginin telafisi olmaz; her gün bir insanın kalbinde solgun bir yaprak gibi dökülüp gitmesine izin vermemek için, sevdiklerimize sevgimizi ifade etmekten çekinmemeliyiz.
Sevgisiz büyümek, çocuklukta yaşanamayan duyguların geleceğe bırakılan ağır mirasıdır. Bir bitki bile sevgiyle canlanır, yaprakları ışıldar; peki insanlar neden sevgiye muhtaç bir kalbi görmezden gelir? Sevgiye aç bir insan, suya hasret bir ağaç gibi bekler. Hep ertelenir, hep "yarın" denir. Ancak belki de o yarın asla gelmeyecek, söylenmesi gereken sözler sonsuza dek içimizde hapsolacaktır. Sevgi zamanında verilmelidir; çünkü telafisi olmayan tek şey zamandır. Giden zaman, giden ömür geri gelmez. Bu yüzden, kalbinizden geçen hiçbir şeyi ertelemeyin. Sevgiyi saklamayın, ifade edin. Ailenize, evladınıza, annenize, babanıza, eşinize, kardeşinize, sevginizi gösterin. Keşkeler kalmasın geride, her gün bir çiçek solmasın sevgisizlikten, her gün bir kişi veda etmesin bu hayata sevgiye doymadan.
Sevgisiz bir ailede büyümek, insanın ruhunda derin yaralar açar, belki de bir ömür boyu kapanmayacak izler bırakır. Sevgi, insanı hayata bağlayan en temel duygudur; onsuz büyümek ise yaşamı renksiz, yalnız ve belirsiz hale getirir. Bir çocuk, sevgi dolu bakışlar yerine soğuk duvarlar arasında büyüdüğünde, içindeki masumiyet ve neşe yavaş yavaş solmaya başlar. Gözlerinde parlaması gereken umut, yerini karanlığa bırakır.
Sevgi görmeden büyüyen bir çocuk, genellikle kendi iç dünyasında büyür. Güvenin sıcaklığını asla tanımamış, kendini hep yetersiz ve değersiz hissetmiştir. Herkesin sevgi dolu bir aile hikayesi varken, o kendini bu hikayelerin dışında kalmış hisseder. Ne bir sarılışın sıcaklığını bilmiştir, ne de kalpte bıraktığı o izleri. Bu eksiklik, yıllar geçtikçe derinleşir; ruhunda onarılması güç bir boşluk bırakır.
Çevresindeki insanların mutlulukla güldüğünü izlerken, içindeki sessiz çığlıklar yankılanır. Sevgiye açlık, insanın ruhunu dondurur. Her adımında o ağırlığı taşır; belki de hayat boyu bu eksikliği doldurmak için çabalar. Ancak ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevgiyle yeşermemiş bir ruh, solgun bir yaprak gibi savrulmaya devam eder.
İlerleyen yıllarda, sevgisiz büyüyen bu insan, kendine yetmeyi öğrenir. Çocukken öğrendiği tek şey, yalnız başına ayakta kalmaktır. Kalbinde birine, bir sevgiye açık yer olsa da, yaklaşmaktan çekinir. Yine yaralanmaktan korkar ve belki de hayatı boyunca gerçek sevgiyi hiç tatmaz.
Hayatı boyunca aradığı o tek şey, aslında çocukluğunda ona ulaşması gereken, basit ama derin bir duygudur: sevgi. Sevginin yokluğunda büyüyen bir insanın ruhu, çatlaklarla doludur ve o çatlaklardan sızan yalnızlık, yaşamı boyunca peşini bırakmaz.
Sevgi, insanın en temel ihtiyaçlarından biridir. Ne yazık ki, sevgisiz büyüyen bireyler, tehlikeli bir yola sapabilirler. Acımasız bir katil ya da suçlu olma potansiyeli taşıyan bu kişileri, sevgiden mahrum kalmış oldukları derin izlerini taşır. Çünkü sevgi, insanın ruhunu besleyen, onu iyilik ve merhametle dolu bir birey haline getiren en güçlü duygudur.
Bu yüzden sevdiklerinize sevgiyi geciktirmeden gösterin. Çünkü içimizde sakladığımız her sevgi, zamanı geldiğinde pişmanlıkla geri dönülmez keşkelerle yüzleşmemize sebep olabilir.