Bugün, tarihteki en derin izlerden birinin 110. yıl dönümünü anıyoruz. Çanakkale Zaferi, sadece bir askeri başarı değil; bir milletin varlık mücadelesi, bir halkın bağımsızlık yolunda verdiği büyük destandır. Bu topraklarda, 110 yıl önce kanlar döküldü, canlar verildi, ama bir milletin geleceği kazanıldı. Çanakkale, Türk milletinin her zaman hatırlayacağı, her zaman yüreğinde taşıyacağı bir zaferin adı oldu.

1915 yılının Mart ayında, düşman Çanakkale Boğazı’ndan geçmeye, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmaya ve Türk milletini tarihten silmeye niyetliydi. Ama o gün, Türk askerinin yiğitliği, cesareti, ve en önemlisi vatan sevgisi, tüm dünyaya duyuruldu. Çanakkale, toprağını savunmak için, sevdiklerinden, evlatlarından, geleceğinden vazgeçenlerin destanı oldu. O topraklar, sadece şehitlerin kanlarıyla sulanmadı; aynı zamanda bir halkın birlikte olma, mücadele etme ve özgürlük için her şeyini feda etme gücüyle de yoğruldu.

Şehitlerimizin gözlerinde, vatanı için atılan her adımda, bir umut vardı. Birlikte yaşamak, özgürce nefes almak, bağımsız bir ülkede çocuklarını büyütmek istediler. Onların bu uğurda verdikleri canlar, bizim bugün burada, huzur içinde yaşamamızı sağladı. Ama bunun bedeli, hiçbir zaman unutulmayacak kadar ağırdı. Her bir şehit, kendi evinden, kendi yurdundan, kendi sevdiklerinden ayrıldı. Arkalarında, onları bekleyen anneler, eşler, çocuklar kaldı. O sevdikleri, hiç görmedikleri, dokunamadıkları o kahramanlarını, sadece ellerindeki fotoğraflarda ve hatıralarda yaşatabildiler.

Bugün, Çanakkale Zaferi’ni anarken, yalnızca bir savaşın galipleri değil, aynı zamanda o savaşı hayatta kalanların göğüslerinde taşıdığı acıyı, kaybı ve gururu da hatırlamalıyız. Onlar, vatan için verdikleri canlarıyla bir millete kimlik kazandırdılar. Çanakkale, sadece zaferin adı değil, bir halkın yeniden doğuşunun simgesidir. Her bir asker, farklı köylerden, kasabalardan, şehirlerden gelen, ama aynı sevda için mücadele eden birer kahramandı. Hepsinin içinde, aynı arzu vardı: "Vatan sağ olsun."

Çanakkale, bir milletin dirilişidir. O günden bugüne, her 18 Mart'ta, şehitlerimizin hatırasını anarken, sadece geçmişin kahramanlarını değil, aynı zamanda onların bizlere emanet ettiği bu vatanı da korumak için nasıl bir sorumluluğumuz olduğunu düşünmeliyiz. Bu toprakları, şehitlerimizin kanıyla sulandığını unutmadan, bu mirası geleceğe taşımak, hepimizin ortak görevidir.

Bu duygularla, Çanakkale’de canlarını veren tüm kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor, onların emanetine sonsuza kadar sahip çıkacağımıza olan inancımızı yineleyerek, bizlere bıraktıkları vatan sevgisini ve özgürlük mücadelesini her daim kalbimizde yaşatacağımıza söz veriyoruz. Çünkü onlar, bizim için sadece birer kahraman değil, aynı zamanda bu topraklarda huzurla yaşamamızı sağlayan, canlarını feda eden gerçek birer öğretmendir.

Vatan uğruna can verenlerin hatırası, 110 yıl sonra bile yüreğimizde yaşıyor. Çanakkale geçilmezdi, çünkü o gün verilen mücadele, yalnızca bir zafer değil, bir halkın dirilişinin simgesiydi. Bu simgeyi, her zaman yaşatacağımıza olan inancımızı yüreğimizde taşımak, en büyük görevimizdir.

Mustafa Kemal ve Çanakkale'de canlarını feda eden tüm silah arkadaşlarını sevgi, saygı ve minnetle anıyoruz.