Birçoğumuz yaratıcılığı; parlak fikirleri olan insanlara, sıra dışı işlerle uğraşanlara ya da özel yeteneklerle doğanlara ait sanırız. Oysa yaratıcılık, hayatın tam ortasında; bazen bir mutfak tezgâhında, bazen bir otobüs durağında beklerken, bazen de gecenin sessizliğinde düşüncelerimizin arasına sızan bir fısıltıdır. Ve işin tuhafı şu ki, çoğu zaman “yaratıcı olma çabası” yaratıcılığı kaçırır.
Sessizlik… Kulağa basit geliyor ama esas mucize orada gizli.
Modern dünyanın gürültüsü, bildirimlerin bağıran sesi, sürekli bir şeyler yetiştirme telaşı… Tüm bunlar zihnimizi dolduruyor ama ruhumuzu boşaltıyor. Zihnimiz tıka basa doluyken yaratıcılık nereye sığsın?
Belki de bu yüzden insan, kendi sessizliğine dönmeye başladığında üretmeye başlıyor.
Bazen yalnızca 10 dakikalık bir sessizlik; günlerce uğraşıp çözemediğin o soruya bir anda ışık tutabiliyor.
Yaratıcılık çoğu zaman saklanmaz; sadece üstüne çok konuşuruz da duyamayız.
Bir fikrin doğması için çoğu zaman “çaba” değil, “alan” gerekir.
Tıpkı toprağın suyu emmesi gibi…
Zihnin de sessizliği emmesi, o sessizliğin içinde dolaşması gerekir.
Bu yüzden bazı insanlar duşta harika fikirler bulur, bazıları yürürken, bazıları uyumadan hemen önce…
Çünkü o anlarda kontrol etmeyi bırakırız.
Zihin o zaman özgür kalır ve içindeki küçük yaratıcı kıvılcım kendine yer açar.
Herkesin bir sessiz köşesi vardır. Ama çoğu kişi nereye sakladığını bilmiyor.
Kimi için bu köşe, sabah kimseler uyanmamışken içilen ilk kahvedir.
Kimi için bir pencere kenarı.
Kimi için müzik açıp gözleri kapatmak.
Kimi içinse kalabalık bir kafede kulağına takılı kulaklıklarla kendi içine çekilmek.
Önemli olan neresi olduğu değil; orada kendini duyup duyamadığındır.
Dünya bize sürekli “üret” diyor. Oysa bazen en büyük üretim, durup sessizliği duymaktır.
Çünkü sessizlikte büyür düşünceler.
Sessizlikte filizlenir cesaret.
Ve sessizlikte ortaya çıkar hayatımızı değiştirecek o küçük ama güçlü fikir.
Bir gün kendinizi üretken hissetmediğinizde, boş boş baktığınızı düşündüğünüzde veya hiçbir şey içinden gelmediğinde… Belki de sorun sizde değildir.
Belki sadece çok ses vardır.
Belki sadece biraz “alan”a ihtiyacınız vardır.
Kendi sessiz köşenizi bulduğunuzda, aslında kendinizi bulursunuz.
Ve işte o an, yaratıcılık saklandığı yerden çıkar;
bir kelimede,
bir dokunuşta,
bir karar anında,
bazen de sadece derin bir nefeste kendini gösterir.
Belki bugün, yalnızca beş dakikalık bir sessizlikle başlayabilirsiniz.
Belki o beş dakika, hayatınızın en yaratıcı kapısını aralayacaktır.