Toplumlar, sadece beton binalarla, sanayiyle, teknolojiyle değil; insanla yükselir. Ve o insanın temeli, çocuklukta atılır.
Bir çocuğun gelişimi; bir ülkenin eğitime, ahlaka, sağlığa ve insan haklarına verdiği önemin en yalın aynasıdır. Çünkü çocuk; sadece evin içinde değil, toplumun tam ortasında büyür. Yetişkinliğe uzanan bu yolculukta ona verilen her fırsat, geleceğe yapılan yatırımdır.
Bizler, çocuklarımızın oyuncaklarına ne kadar değer verirsek; onların hayal gücü o kadar özgürleşir. Onlara ne kadar kitap okur, ne kadar soru sorar, ne kadar sabırla dinlersek; bir o kadar sorgulayan, üreten, düşünen bireyler yetiştiririz.
Ama çocuk yalnızca karnını doyurmakla büyümez. Bir çocuk; sevgiyle, güvenle, saygıyla ve anlayışla beslenir. Ve bu değerlerle büyüyen bir çocuk, ileride sadece kendi hayatına değil, tüm toplumun geleceğine katkı sunar.
Bugün gelişimlerini desteklemediğimiz her çocuk, yarın toplumsal sorunlarımızın sessiz birer nedeni olabilir. Oysa ki potansiyellerine kulak versek, onların içindeki ışığı büyütsek, belki de karşımıza bir bilim insanı, bir sanatçı, bir vicdanlı lider çıkacak.
Unutmayalım:
Çocuk gelişimi bireysel bir süreç gibi görünse de, sonuçları toplumsaldır.
Bir çocuğu ihmal etmek, bir nesli ihmal etmektir.
Bir çocuğa dokunmak, bir ülkeyi onarmaktır.
Toplum olarak gelişmek istiyorsak, önce çocukların göz hizasına eğilmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü onların gözünde saklı olan dünya, bizim geleceğimizdir.