Bazı şeyler sessizce olur... Mesela büyümek.
Bir sabah uyandığında çocukluğunun çok uzaklarda kaldığını fark edersin. Ne zaman tam olarak değiştin, hangi cümleyle, hangi kırılmayla, hangi vedayla büyüdün, hatırlamazsın. Ama bilirsin ki artık o eski halin yok. Ne düşüncelerin aynı, ne hayallerin, ne de aynaya baktığında gördüğün o gözlerin...
Küçükken kimse bize "bir gün kendinden uzaklaşacaksın" demedi.
"Bir gün gülümsemen bile değişecek, bakışların yorgunlaşacak, hayallerini erteleye erteleye bir gün unutacaksın" demedi.
Hayatın sadece büyümek, para kazanmak, başarılı olmak, bir yerlere yetişmek olmadığını sanıyorduk. Meğer büyümek biraz da kendinden eksilmekmiş...
Eskiden bir çiçek gördüğümüzde eğilip koklardık, şimdi acelemiz var.
Yağmur yağınca sevinirdik, ıslansak da gülerdik. Şimdi camdan izliyoruz, çünkü randevularımız var, dosyalarımız, yapılacaklar listemiz...
Peki ya kalbimiz?
Onu ne zaman bu kadar sessizleştirdik?
Ne zaman duymamayı, bastırmayı, susturmayı öğrendik?
Büyürken kendimize verdiğimiz sözleri unuttuk belki de. "Ben hiç böyle biri olmayacağım" dediğimiz ne varsa, şimdi biraz öyleyiz. Belki daha da fazlası... Çünkü hayat, insanı fark ettirmeden değiştiriyor. Sorgulamadan kabul ettiriyor bazı şeyleri.
Ama hâlâ geç değil.
İnsan, kendine geri dönebilir.
Bir şarkıyla, bir kokuyla, bir eski fotoğrafla ya da sadece durup içini dinleyerek...
Belki bir gün gerçekten susarsak dış dünyanın gürültüsüne, içimizde o küçük çocuk fısıldar yeniden.
"Buradayım," der.
"Hâlâ seninleyim."
Ve belki işte o gün, yeniden kendimize yaklaşırız.
Büyüdük, evet... ama hâlâ kendimizi kaybetmek zorunda değiliz.