Bir ormanın derinliklerine doğru yürüdüğünüzde sessizlik sanırsınız. Oysa doğa susmaz.
Rüzgarın uğultusu, yaprakların hışırtısı, kuşların cıvıltısı, hatta toprağın kokusu bile bir şeyler anlatır. Yeter ki kulak verin. Yeter ki dinlemeyi bilin.
Doğa bizimle konuşuyor. Bazen bir yaprağın dalından düşüşüyle, bazen bir derenin sabırla akışıyla... Bazen de bir çiçeğin güneşe dönerek hayata tutunuşuyla. Her biri bir mesaj, bir işaret, bir ders.
Ama biz, çoğu zaman bu sesi bastırıyoruz. Gürültülerle, aceleyle, ilgisizlikle. Betonlar dikiyoruz toprakların üstüne, ekranlara gömülüyoruz gökyüzünün yerine. Sonra şaşırıyoruz: Neden bu kadar yorgunuz, huzursuzuz, kopmuş gibiyiz?
Oysa doğa, insana iyi gelir. Toprak, yürüdüğümüz her adımı sabırla taşır. Ağaç, gölgesini kim olduğumuza bakmadan uzatır. Rüzgar, içimizdeki fazlalıkları savurur. Yağmur, yıkar; yalnızca toprağı değil, kalbi de.
Bugün bir durup dinlemeyi dene. Sabah kuşlarının sesine kulak ver. Yolda yürürken bir ağacın gövdesine dokun. Gözlerini kapat ve rüzgarın sana ne anlattığını hisset. Belki de uzun zamandır duymadığın bir sesi duyarsın: Kendini.
Çünkü doğa sadece bizimle konuşmaz, bizi bize anlatır. Ve her doğa sesi, bir duanın sessiz hâlidir.
Dinlemeyi bilene…
Hissedene…
Unutmayanlara...