Sevginin azaldığı, duyguların bastırıldığı ve gerçek mutluluğun unutulduğu bir dünyada yaşamak zor. Bu köşe yazısı, insan olmanın özünü hatırlatıyor: Eksik bir dünyada bile, içimizde sevgiye, duyguya ve umuda yer açarak tam kalabilmenin mümkün olduğunu anlatıyor.

Sevgi eksik.
Artık insanlar birbirine dokunmadan yaşıyor. Göz göze gelmeden konuşuyor, kalpten kalbe bir yol çizmeden yola çıkıyor. Sevgi kelimelere sığmış ama eylemlere uğramamış. Herkes "sevgilim", "canım", "aşkım" diyor ama o sözcüklerin içi boş. Çünkü içimizdeki sıcaklık, yerini temkinli uzaklıklara bırakmış. Kimse incinmek istemediğinden, kimse sevmeyi göze alamıyor.

Duygular yoksun.
Hissetmek bile artık zayıflık gibi algılanıyor. Ağlamak ayıp, sevinç abartı, heyecan ise çocukça bulunuyor. O yüzden çoğumuz, ne acımızı gösteriyoruz ne de sevincimizi. Gülüşlerimiz filtreli, hüzünlerimiz gizli. Sosyal medya profillerinde ne kadar mutlu görünsek de gerçek duygularımız bir köşede sus pus oturuyor.

Mutluluk eksik.
Çünkü mutluluğu yanlış yerde arıyoruz. Tüketmekte, sahip olmakta, görünmekte… Oysa mutluluk, bazen sadece biri tarafından anlaşılmakta, yorgun bir günde sessizce yanında duran bir elde, bir çayın buharında, bir dostun sessizliğinde gizli. Ama biz bunu unutacak kadar hızlı yaşıyoruz.

Böyle bir dünyada mücadele etmek kolay mı? Değil. İnsan, eksik olanla tamam kalamaz. Ama tam olmaya çalıştığı her an, insanlığını biraz daha hatırlar.

Belki çözüm; bir an durmakta, içimize bakmakta. Belki bir çocuğun gülüşüne gerçekten kulak vermekte, bir yaşlının elini tutmakta, kendimizi sevebilmekte gizlidir. Belki de bu eksik dünyayı değiştiremeyiz, ama en azından kendi içimizde sevgiye, duyguya ve gerçek mutluluğa yer açabiliriz.

Çünkü en karanlık zamanlarda bile, bir mum yakmak mümkündür.
Ve belki de senin yaktığın o küçük mum, başkasının yolunu aydınlatır.