Bazen zaman, bir hastane kapısında durur. Ne ileri gidebilirsin, ne geri dönebilirsin…
Sadece beklersin. Her saniye bir saate dönüşür, her ses bir umut olur. Gözlerin kapıya kilitlenir; bir hemşirenin adımı, bir monitör sesi, bir doktorun yüz ifadesi bile yüreğini yerinden oynatır.
“Nasıl oldu? Daha iyi mi?” diye sormaya korkarsın.
Ama içinden hep aynı dua yükselir: “Allah’ım, nefes alsın yeter.”
O an anlarsın, hayatın en değerli şeyi aslında hiçbir zaman sahip olamadığın bir nefesmiş.
Ne mal, ne makam, ne plan… Hepsi bir kenara çekilir. Geriye sadece sevgi kalır.
Gözlerin haber bekler, ama kalbin nefes bekler — çünkü sevdiğin birinin nefesi senin huzurundur.
Bir hastane odasının kokusu, bir monitörün sesi, bir elin sıcaklığı… Hepsi insana hayatı yeniden öğretir.
Sabretmeyi, şükretmeyi, dua etmeyi, en çok da sevmeyi…
Ve bazen, umudun en güçlü hali sessiz bir bekleyiştir.
Kapı açılır, doktor gülümser, “Daha iyi” der.
İşte o anda göğsündeki taş kalkar, nefesin geri döner.
O kadar büyük bir mutluluk ki, anlatamazsın; sadece şükredersin.
Belki de hayat, işte tam da bu anlarda anlam kazanıyor.
Bir nefesin kıymetini, bir kalbin atışını, bir haberin sevincini yaşadığımızda…
Gözlerimiz haber, kalbimiz nefes bekler — ve o nefes geldiğinde, yeniden doğarız.