Günümüzde her şey hızlı… Hızlı iletişim, hızlı tüketim, hızlı kararlar, hızlı kırgınlıklar… O kadar çok şeyin hızına alıştık ki, sabretmeyi unutur olduk.

Oysa gerçekten kıymetli olan hiçbir şey, aceleyle gelmez. Çünkü güzel olan her şey, sabırla büyür; tıpkı bir tohumun toprağa emanet edildikten sonra güneşi ve zamanı beklemesi gibi.

Bir çiçek hemen açmaz. Önce toprakla tanışır, kök salar, güneşi görür, rüzgârı dinler ve sonra zamanı geldiğinde zarifçe açar. İnsan da böyledir. Kalbindeki güzellikleri bir günde ortaya çıkaramaz. Kimi zaman incinir, kimi zaman bekler, kimi zaman da umudunu kaybeder ama yine de sabreder. Çünkü bilir ki, hayatın en güzel meyveleri en çok beklenen dallarda büyür.

Sabır, pasif bir bekleyiş değil; aktif bir inançtır aslında. Bir şeyin zamanla olacağına dair yürekte taşınan bir güven… Aşk da böyledir, dostluk da, iyileşmek de… Hemen olmaz, olursa da kalıcı olmaz. Sabırsızlıkla pişirilen hiçbir şey doyurmaz ruhu.

Bugün hepimiz bir şeylerin hemen olmasını istiyoruz. Hemen sevilmek, hemen anlaşılmak, hemen iyileşmek, hemen başarmak… Ama hayatın ritmi bizim hızımıza göre değil. O, kendi ahengini bozmadan ilerliyor. Ve biz ne zaman onunla aynı ritimde yürümeyi öğrenirsek, işte o zaman içimizdeki güzellikleri gerçekten yaşamaya başlıyoruz.

Kimi zaman beklemek zordur, evet. Ama unutma: Sabır, güçlü insanların sessiz erdemidir. Ve sabreden herkes bilir ki; beklenen ne kadar güzelse, geliş zamanı o kadar anlamlıdır.

Çünkü…
Güzel olan her şey, sabırla gelir.