Bazı sabahlar her şey üstümüze gelir gibi olur. İnsanlar sinirli, işler yolunda gitmez, hava da sanki inadına gri.

Tam o anlarda durup düşünmek gerek: “Ben şu anda ne hissediyorum?” Çünkü çoğu zaman dış dünya bize değil, biz ona nasıl baktığımıza göre şekil alır.

Evren, tıpkı bir ayna gibi… İç dünyamızda ne varsa, çevremize de onu yansıtırız. Kalbimizde huzur varsa, en zor anlarda bile bir sakinlik taşırız yanımızda. Ama içimizde kırgınlık, korku, öfke birikmişse; en küçük şey bile batmaya başlar. Aslında evren değişmemiştir. Değişen bizim iç dengemizdir.

Bir insan kendi içinde neyi besliyorsa, hayata da onu sunar. Sevgiyle bakan gözler güzellikleri çoğaltır. Şüpheyle yaşayan biri ise her köşede bir tehdit görür. İçimizdeki dünya, dışarıdaki gerçekliği şekillendirir. Bu yüzden önce kendimize dönmeliyiz.

Gün içinde yaşadığımız her olay, bir iç sesin yankısı olabilir. Karşımıza çıkan insanlar, yaşadığımız tesadüfler, rastladığımız duygular… Belki de hepsi bize bir şey anlatmak istiyordur: “Sen ne haldesin ki, ben de böyle görünüyorsun.”

Evrenle savaşmak kolaydır. Ama insanın asıl mücadelesi, kendi içinde barışı kurmaktır. Çünkü içi fırtınalı olanın dışı asla dingin olmaz. Kendini seven, hayatı da sever. Kendine anlayışla yaklaşan, başkasına da sabır gösterir.

Belki de hayatın en derin sırrı bu cümlede gizlidir:
“İçinde ne varsa, dışındaki evren de onu yansıtır.”
Bu yüzden başlamak gereken yer bellidir: İçimiz.