Hayat… Bazen sabah güneşi gibi yüzümüze doğar, bazen de fırtınalı bir gökyüzü gibi içimize çöker. Ama her ne yaşarsak yaşayalım, hayat bize çoğu zaman bizim ona bakışımız kadarını gösterir. Tıpkı bir ayna gibi…

Bir aynanın karşısına geçip kaşlarımızı çatarsak, bize aynı yüzle karşılık verir. Ama gülümsediğimizde, o da bize gülümseyen bir yüzle yanıt verir. Hayat da böyle işte… Ona ne verirsek, o da bize onu yansıtır.

Bazı insanlar sürekli şikâyet eder, her şeyden mutsuz olur. Oysa mutsuzluk, çoğu zaman dışarıdan değil; içeriden gelir. Kalbimiz daraldığında dünya da daralır. Umutsuzluk gözlüğüyle bakınca en güzel manzara bile renksizleşir. Ama umutla, sevgiyle, şükürle baktığımızda sıradan bir gün bile bir mucizeye dönüşebilir.

Gülümsemek küçücük bir hareket gibi görünse de büyük bir fark yaratır. Bazen bir yabancıya atılan bir tebessüm, günün en güzel anı olabilir. Kendimize bile sıkça unuturuz gülümsemeyi. Oysa aynaya bakıp kendimize içten bir gülümseme gönderdiğimizde, içimizdeki kırgın çocuk bile yavaş yavaş iyileşmeye başlar.

Hayatın kolay olduğunu kimse söylemedi. Acılar, kayıplar, beklenmedik fırtınalar mutlaka olacak. Ama her şeye rağmen gülümsemeyi seçen insanlar vardır. İşte onlar, karanlıkta bile ışık olmayı başaranlardır. Çünkü bilirler ki; gülümsemek bir zayıflık değil, bir direniştir. Hayata, “Ben hâlâ buradayım” deme biçimidir.

Unutma; hayat senin aynandır. Surat astığında o da somurtur. Ama sen içten bir tebessümle yaklaştığında, hayat da sana rengârenk çiçekler sunar. O yüzden ne olursa olsun, yüzünde bir umut izi, kalbinde bir şükür sesi olsun. Çünkü hayat, en çok gülümseyenlere güzeldir.