İyiliğin de kötülüğün de kendi izini sürdüğü bir dünya düşün… Bazıları sessizce yaşar, bazıları da gürültüsüyle gölgeleri bile ürkütür.
İyi insanın sesi çoğu zaman rüzgâra karışır.
Kendini anlatmaz; anlatmak yerine yaşamayı bilir.
Gözlerinin içinde yılların yükü vardır ama kimseye göstermez. Bir küçük tebessüm için kendi kırıklarını gizler, bir başkasının acısını taşımak için kendi acısından vazgeçer. Onu tanıyanın kalbi yumuşar, tanımayanın kalbi ise onun yokluğuyla aniden üşür.
İyiyiye doyum olmaz; çünkü iyi insan, kıymeti ancak sessizce çekip gittiğinde anlaşılacak kadar nadirdir.
Bir sabah uyanırsın…
Sesini duymadığın bir gün, varlığının sana nasıl fark ettirmeden güç olduğunu anlarsın.
İyi insan gitmez aslında—biz fark etmeyi gecikiriz.
Ve en sessiz gidişler, en yankılı boşlukları bırakır içimize.
Kötüler ise tuhaf bir biçimde hep ayaktadır.
Bir şey üretmezler, bir gönül tamir etmezler, bir kalbi sevmezler…
Ama yine de dünyaya kök salmış gibi dururlar. Kırar, incitir, çürütürler…
Hayat onlara hiç dokunmuyormuş gibi görünür.
Çünkü kötüye ölüm olmaz; kötülük gölgedir, dolaşır, saklanır, hesap vermez.
Kötünün tükenmemesi, gücünden değil—içinin boşluğundandır.
Boş olan kolay kırılmaz; çünkü içinde yıkılacak bir şey yoktur.
Kötü insan bazen yıllarca yürür; ruh değil, sadece gölge olduğu için yorulmaz.
Bu yüzden hayat, adaletsiz görünür çoğu zaman.
İyi insan, taşıdığı iyilik yüzünden çabuk yıpranır; kalbi hassastır, inceciktir.
Kötü insan ise sanki hiçbir şey hissetmediği için dimdik durur.
Ama unutma:
Boş olan geç çöker; fakat bir çöktü mü, tamamen yok olur.
Dolu olan çabuk kırılır; ama içindeki iyilik sayesinde her seferinde yeniden yeşerir.
Ve zaman akar…
Kimse fark etmese de, herkes bir gün kendi gölgesinin içinde yürümek zorunda kalır.
İyilik de kötülük de iz bırakır; biri ışıkla, diğeri karanlıkla.
Sonunda hayat sessizce kulağına fısıldar:
“İyilik kaybolmaz.
Kötülük sonsuza kadar ayakta kalmaz.
Sadece yollar farklıdır… sınavı uzun olan sensindir.”