Bazı hayatlar vardır, sadece anlatılmakla kalmaz, hissedilir...
Bir bakışta, bir sözde, bir suskunlukta kendini ele verir. Sığmaz satırlara, taşmaz cümlelere... Ve bazen, kendi yüreğimize bile sığmaz o hayatların ağırlığı.
Bir sokak çocuğunun çıplak ayaklarında, bir yaşlının titreyen ellerinde, bir annenin gözlerindeki koca bir dünya gizlidir. Biz yürürken sadece kaldırımdan geçtiğimizi sanarız; oysa kaç hikâyenin üzerinden adımlarımızı eksik atarız, bilmeden.
Hepimizin içinde, bazen farkında olmadan taşıdığı hayatlar var. Kaybedilen bir dostun anısı, çocukken yarım kalan bir sevgi, zamansız söylenen bir vedanın burukluğu... Öyle anlar olur ki, insan kendi kalbine bile dar gelir.
Kimi zaman bir tebessüm yetmez anlatmaya, kimi zaman gözyaşı bile hafif kalır.
Sevgiyi de, acıyı da büyüten şey aslında budur: Taşırmak kalpten, taşırmak bakışlardan... İnsan olduğumuzu unutturmayan işte bu duygulardır.
Bazen durup, kendimize şunu hatırlatmamız gerekir:
Herkesin taşıdığı bir hikâye var.
Gözümüze küçücük görünen bir omuz, belki de dev bir hayatı sırtlamıştır.
Bazen sadece dinlemek, bazen sadece yanında sessizce durmak, bir insanın kalbine sığamadığı hayatı hafifletmeye yeter.
Bugün biraz daha yavaş yürüyelim...
Biraz daha dikkatle bakalım gözlere, biraz daha gönülden dinleyelim sessizlikleri.
Belki de yanımızdan geçen o yabancı, içinde kocaman bir dünya taşıyordur...
Ve belki, sadece bir tebessümle o dünyaya umut katabiliriz.
Çünkü bazen, en ağır hayatlar en sessiz taşıyanların kalbindedir.
Ve bazen, küçücük bir sevgi, kalbimize sığmayan hayatlara kocaman bir nefes olur.