İnsan dediğin varlık kusurlarıyla insandır. Hatasızlık yalnızca bir hayaldir, belki de yalnızca gökyüzüne yakışan bir saflık…
Ama biz insanlar, çoğu zaman birbirimize acımasız davranıyoruz. Küçücük bir kusuru büyütüp, koca bir insanı küçültüyoruz. Oysa biliyoruz ki hepimizin kendine ait eksikleri var. Birimizin sabrı eksik, diğerimizin sözü sert… Birinin düşüncesi sivri, diğerinin kalbi kırılgan. Ama bunların hepsi insana dair. Kusurlar, aslında tamamlayıcıdır. Birbirimizi biraz da bu eksikliklerle sarıp sarmalamamız gerekmez mi?
Ne var ki bazı bakışlar var; sadece kusur görmeye ayarlanmış. İyiliği, emeği, güzelliği görmezden gelen; küçücük bir yanlışı kocaman bir damga gibi yapıştıran gözler… Bu gözler, karşısındaki insanı küçültmek isterken aslında kendi yüceliğini kaybediyor. Çünkü kusur büyüten bir bakış, sevgiye yer bırakmaz.
İnsanı anlamak, onun hatalarını görmekten çok, onun derdini hissetmekle başlar. Kusurları büyütmek yerine, bir tebessümle küçültebilmek asıl erdemdir. Bir insanı affedebilmek, bir yanlışı görmezden gelebilmek, içimizdeki insanlığı büyütür.
Belki de hatırlamamız gereken tek şey şu: Kusur büyüten küçülür, kusuru küçülten büyür.