Bir çocuk neye bakarsa, orada sadece gördüğünü değil, hissettiğini de görür. Ona göre dünya; gökyüzünde uçan kuş, düşmeyen balon, ellerine sarılan bir sıcaklık ve gözlerinde bir tebessüm kadar basittir. Karmaşık düşünceleri yoktur, hesaplı davranışları da.

Seviyorsa sarılır, istemiyorsa susar. En saf haliyle hayattır aslında çocuk...

Bir yetişkinin gözünde sıradan bir yağmur damlası, bir çocuk için gökten düşen bir mucizedir. Bizim “kirli” dediğimiz toprak, onun oyun alanıdır. Bir kedi yavrusu, en iyi arkadaşı olabilir. Çünkü çocuklar, görmek istediklerimizi değil, unuttuklarımızı görür. Hayatı en çıplak haliyle hissederler.

Peki biz ne yapıyoruz? Onların gözlerindeki o ışığı söndürmeden büyümelerine izin veriyor muyuz?

Kimi zaman “sus” diyoruz, “karışma” diyoruz, “büyü de anlarsın” diyoruz… Oysa büyümek, çoğu zaman unutmak demek. O saf bakışı kaybetmek demek. O yüzden belki de çocuklara hayattan çok şey öğretmek yerine, biz onların bakışından bir şeyler öğrenmeliyiz.

Bir çocuk için dünya; sevgiyle uzatılan bir el, sarıldığında geri çekilmeyen bir omuz ve her gece başucuna konulan bir “iyi geceler” öpücüğüdür. Onlar sevgiyle büyür, anlayışla gelişir. Fakat görmezden geldiğimiz her duyguları, onları hayata karşı biraz daha sessiz, biraz daha kırgın yapar.

Bugün bir çocuğun gözünden dünyaya bakmayı dene. Oyuncak kırıldığında ağlamasına değil, ona verdiği değere odaklan. Sana defalarca aynı şeyi sormasına değil, öğrenme hevesine odaklan. Yanında uyumak istemesine değil, güven arayışına kulak ver.

Çünkü çocukların gözleri, dünyanın en temiz aynasıdır. O aynaya bakmayı unutma. Çünkü bir gün o gözlerin parıltısı sönerse, dünya da biraz daha kararır.