Hepimizin hayatında duyduğumuz, hatta dilimize pelesenk olmuş bir cümle vardır: “Saygı karşılıklıdır.” Peki hiç düşündük mü, saygının kökü nereden beslenir?

Saygı, aslında tek başına filizlenemez. Tıpkı tohumun toprağa ihtiyacı olduğu gibi, saygının da sevgiye ihtiyacı vardır. Sevilmediğini hisseden bir insanın, karşısındakine samimi bir saygı sunması çok zordur. Zorla, korkuyla ya da mecburiyetle gösterilen saygı, sadece bir kabuktur; içinde samimiyet barındırmaz.

Bir çocuğu düşünün… Eğer sevgiyle büyümemişse, ona öğretilen “saygı kuralları” hep yapay kalır. Çünkü o çocuk, saygının sevginin doğal bir yansıması olduğunu hiç öğrenemez. Önce kucaklanması, değer görmesi, anlaşılması gerekir ki saygının ne demek olduğunu içselleştirebilsin.

Toplumda da böyledir. İnsanlar birbirine değer vermediğinde, hoşgörü göstermediğinde, sevgi dilini kullanmadığında “saygı beklemek” bir hayalden öteye geçmez. Çünkü saygı, kalpten çıkıp dilimize, davranışlarımıza yansıyan bir sonuçtur. Temelinde sevgi yoksa, geriye sadece göstermelik kurallar kalır.

Kimi zaman “önce saygı sonra sevgi gelir” denir. Belki kâğıt üzerinde doğru görünebilir ama gerçekte işler tam tersidir. Önce kalplerimizde sevgi filizlenir, ardından bu sevgi saygıya dönüşür.

Sevgi ekmeden saygı biçmeye çalışmak, boş bir tarladan ürün beklemek gibidir. O yüzden belki de ilk yapmamız gereken şey, birbirimizi gerçekten sevmek için çaba göstermek. Küçük bir tebessüm, gönülden bir teşekkür, kırıcı olmayan bir cümle… Bunlar sevgi tohumlarıdır.

Unutmayalım: Sevgi ekilen her yerde, saygı mutlaka yeşerir.