Hayat, ne kadar hızla akıp gidiyor, değil mi? Bazen bir sabah uyanıyorsunuz ve bir anda her şeyin değişmiş olduğunu fark ediyorsunuz. Ne kadar kısa olduğunu, ne kadar değerli olduğunu anlayıp, “Bir şeyler söylemeliydim” diyorsunuz. Fakat o anlar, o fırsatlar geri gelmiyor. Ve en acısı, bir şeyler söylememiş olmanın derin boşluğunu, birinin yokluğunda hissediyorsunuz.
Bugün öyle bir gündü. Bir haber aldım, bir kayıp… Ve içimden sadece bir soru geçiyor: “Ne zaman kıymetini bileceğiz?” Ne zaman, sevdiklerimize, değer verdiklerimize, hayatımızda önemli yerleri olan insanlara gerçekten hislerimizi söyleyeceğiz? Çünkü bazen, birinin varlığı bize o kadar yakın olur ki, onun hep orada olacağını düşünürüz. Hani “Sonra söylerim” dersiniz ya, o “sonra” hiç gelmez.
Hep ertelediğimiz bir şeydir: Sevdiğimizi, özlediğimizi, değer verdiğimizi söylemek. Ama işte, bazen hayat bize beklemediğimiz bir şekilde hatırlatıyor. O insan, bir sabah bizimle değil, sadece bir anı olarak kalıyor. Geride kalan her şey, bizim içimizde büyüttüğümüz ama bir türlü dile getiremediğimiz kelimeler oluyor. O söylenmemiş sözler, günlerce içimizde ağırlık yapıyor. Ve bir yandan da bir pişmanlık büyüyor, "Keşke daha önce söyleseydim" diyorsunuz, ama iş işten geçiyor.
İşte bu yüzden kendime sürekli şunu soruyorum: "Ne zaman kıymet bilmeyi öğreneceğiz?"
Ne zaman, o sevdiğimiz insanları kaybetmeden önce onlara gerçekten nasıl hissettiğimizi göstereceğiz? Bazen, onları sevdiğimizi söylemek için büyük anlar, büyük jestler yapmamıza gerek yok. Hayat, o basit ama anlamlı sözleri arar. Bir “Seni seviyorum” demek, belki de bir hayatın kurtuluşu olabilecek kadar önemli. Bir “Sadece seni görmek istedim” demek, en değerli hediye olabilir. Ama o anı kaybettikten sonra, geriye sadece bir boşluk kalır. Bir de, "Keşke demeseydim" dediğimiz o pişmanlık…
Ve sonra anlıyoruz ki, her şey bir anda sonlanabiliyor. O yüzden, sevdiğimiz insanlara, bizi en çok anlamalarını istediğimiz anlarda değil, her an “Seni seviyorum” demeliyiz. Özlüyorsak, “Seni özlüyorum” demek o kadar zor olmamalı. Çünkü zaman geçiyor. Her geçen an, bizim için, onlarla daha fazla zaman geçirme fırsatını alıp götürüyor. Ve bir gün, o insan sadece anılarımızda kalıyor.
O kaybın ardından, içimizde büyüyen o boşluğu hissederiz. Şimdi geriye sadece bir şey kaldı: "Keşke daha önce söylemiş olsaydım…" O yüzden, bugün size diyorum: Ne olursa olsun, söyleyin. Hangi duyguyu hissediyorsanız, dile getirin. Kıymetini bilmediğiniz birini kaybetmek, sizi hem zamanla hem de duygusal olarak daha derin bir boşluğa düşürebilir.
Söyleyin. Çünkü her şey çok geç olmadan.
Ve unutmayın, bazı insanlar bir gün sadece bir anı olur. Ama biz, onları gerçekten hissederek ve sevdiklerimize hislerimizi paylaşarak, o anı yaşamış oluruz.