Her gün sokakta, iş yerinde, okulda, evde gördüğümüz o yüzler... Gülümsüyorlar. Kahkahalar atıyor, esprilere eşlik ediyor, “iyiyim” diyorlar. Ama aslında... İçlerinde bir sessizlik var. Bir yorgunluk, kimseye anlatılamayan.

İnsan bazen en çok güldüğü zamanlarda, en çok yorulduğu zamanlardadır. Çünkü gülümsemek, çoğu zaman bir kalkan gibidir. “Ben iyiyim” demenin bir başka yoludur. Oysa bazı gülüşler, içte taşınan yükü gizlemek için atılır. Bazı tebessümler, ağlamamak için tutulan gözyaşının maskesidir.

Ne çok insan var, her sabah kendini toparlayıp aynada yüzüne gülümsemeyi öğütleyen. “Bugün de dayanmalıyım” diyerek yola çıkan... İşte biz o insanları fark edemiyoruz. Çünkü güçlü görünenleri, genelde en son sorgularız. “O zaten hallediyordur,” “Zaten gülümsüyor,” “O güçlü biri...” deriz. Ama bilmeyiz ki, o gülümsemenin ardında ne uykusuz geceler, ne kırık kalpler, ne susulmuş sözler saklıdır.

Hayat, herkese aynı yükü vermez. Kimileri sessizce taşır yükünü, kimileri anlatır. Ama sessiz taşıyanlar daha çok yıpranır. Çünkü ne yorgunlukları görünür ne de duyan olur içlerindeki fırtınayı.

İşte bu yüzden; birinin gülümsemesine aldanmamalıyız. Belki de o, en çok desteğe ihtiyaç duyan kişidir. Bazen bir “Nasılsın gerçekten?”, bazen sadece bir omuz, bazen de bir sıcak bakış... Bunlar bir insana “yalnız değilsin” demenin en saf hâlidir.

Unutma; gülümseyen her yüz mutlu değildir.
Ve bazen en kocaman gülümseyen insanlar, içlerinde en büyük sessizlikleri taşır.

Yorgunluk her zaman göz altlarında belli olmaz.
Kimi zaman bir cümlede, kimi zaman bir suskunlukta saklıdır.

Bu yüzden iyiliği, anlayışı, empatiyi eksik etmemeli.
Bir insanın “iyiyim” demesine değil, gözlerine bakıp anlayabilmeye çalışmalı.

Çünkü gerçek insanlık, yüzlerdeki gülümsemeyi değil; kalplerdeki yorgunluğu görebilmekte saklıdır.

Bazı gülüşler, içteki sessiz çığlıkların en zarif maskesidir.

Sevgilerimle…