Bazı insanlar vardır, sabretmeyi yaşam biçimi sanır. Gün gelir sırtına binen yük, kalbinin çarpıntısını bastırır. Kimseye belli etmeden taşır acısını. "İyiyim" der, oysa kelime ağzından değil, alışkanlığından dökülür. İçeride ne fırtınalar kopar, kimse bilmez. Çünkü kimse sormaz.
Peki neden?
Neden bir insanı uçurumun eşiğine gelene dek yalnız bırakırsınız?
Neden göz göre göre sessizliğe gömülür bir hayat?
Çünkü görmeyiz.
Çünkü işimize gelmez.
Çünkü başkasının acısı, bizim rahatımızı bozar.
Çaresizlik birden gelmez insana. Sessizce çöker omzuna. Önce bir sitem olur, sonra içe atış… Derken bir bakmışsın, kendi duvarlarının ardında bir mahkumsun. Yardım istemeyi zayıflık sayarsın. Oysa zayıf olan yardım etmeyenlerdir.
İnsan, uçuruma geldiğinde değil…
Gelmeye başlayınca tutulmalıdır elinden.
Ama biz genellikle sonrasını konuşuruz.
“Hiç belli etmedi”, “Böyle olacağını bilseydik…”
Bilirdin aslında.
Gözlerindeki o sönük ışığı fark etmiştin.
Ama göz göze gelmek, vicdanınla yüzleşmekti.
Kolayı seçtin: görmedin.
Belki de en büyük kötülük, sessiz kalanlarındır.
Zulme ortak olmadan önce, kulaklarını tıkayanlarındır.
Bu yazı, bir sitemdir.
Uçurumun kenarına sürüklenen her kalbe, geç kalmış bir özürdür belki de.
Ama aynı zamanda bir çağrıdır:
Birine bugün “iyi misin?” derken gözlerinin içine bak.
Gerçekten bekle cevabı.
Çünkü bazen, bir cümle değiştirir bir hayatı.
Bazen, yalnızca bir el uzanırsa geri döner insan.
Ve her insan, son adımını atmadan önce, duyulmayı bekler.
Bugün birini duy.
Çünkü yarın geç olabilir.