Çocuklar, kendi yetenekleriyle yoğrulduklarında hayallerine ulaşabilirler. Ama onları tek bir kalıba soktuğumuzda, potansiyellerini değil; başkalarının beklentilerini yaşarlar.
Her çocuk farklıdır; kimi seslere karşı duyarlıdır, kimi renklere, kimi ritme… Kimi gökyüzüne bakar, kimi toprağın derinliklerine... Her biri, dünyayı başka bir pencereden görür.
Eğitim, sadece bilgi öğretmek değildir. Eğitim, çocuğun içindeki cevheri keşfetmesine yardımcı olmaktır. Eğer biz o cevheri parlatmak yerine üzerini örtersek, bir çocuğun hayalini değil; belki de bir ömrü yitirmiş oluruz.
Her çocuk, dünyaya geldiğinde içinde bir potansiyelle doğar. Bu potansiyel; onun ilgileriyle, yatkınlıklarıyla, hayalleriyle ve hayata bakış açısıyla şekillenir. Kimisi küçük yaşta bir enstrümana dokunduğunda parmaklarının arasından melodiler akar. Kimisi renklerle konuşur; fırçası, duygularını anlatır. Bir başkasıysa hayvanlarla kurduğu bağla, doğayla olan iletişimiyle büyülenir. İşte bu, çocuğun “kendi sesi”dir.
Ancak ne yazık ki, çoğu zaman bu ses duyulmaz. Toplumun, sistemin, hatta bazen iyi niyetli ailelerin bile biçtiği bir “başarı” tanımı vardır: Doktor, mühendis, avukat… Elbette bu meslekler kıymetlidir. Ama her çocuğun ruhuna uygun mudur? İşte asıl soru burada başlar.
“Tek bir kalıba sokmak,” demek; tüm çocukları aynı pencereden hayata bakmaya zorlamak demektir. Oysa bazı çocuklar o pencereye sığmaz. Onlar başka bir yerden, başka bir ışıkla bakmak isterler. Renkleri, sesleri, hayalleri farklıdır. Fakat biz o farklılığı çoğu zaman “uyumsuzluk” ya da “başarısızlık” olarak etiketleriz.
Ve böylece çocuk, kendi potansiyelini yaşamak yerine, başkalarının beklentilerini yaşamaya başlar. Sırf “iyi bir kariyer” uğruna, belki içindeki sanatçıyı, yazar ruhunu ya da doğayla iç içe yaşamak isteyen yanını bastırır. Zamanla da kendi sesini unutur… Bu, sadece bir hayalin değil; bir kimliğin değişmesidir.
Oysa bizler, eğitimde, rehberlikte, ebeveynlikte şunu diyebilmeliyiz:
"Senin neye yeteneğin varsa, onu bulalım. Senin içindeki ışık nereden parlıyorsa, oraya bakalım. Çünkü ancak o zaman sen gerçekten mutlu ve üretken bir insan olabilirsin."
Böyle bir yaklaşım, sadece bireysel değil; toplumsal bir dönüşüm yaratır. Çünkü her çocuk, kendi yeteneğiyle yoğrulup büyüdüğünde; daha özgün, daha yaratıcı, daha mutlu bireyler haline gelir. Ve bu bireyler; yarının sanatçıları, bilim insanları, çiftçileri, teknisyenleri, şairleri olur.
Özetle, her çocuğun kalbi kendine özgü bir ritimle atar.
Biz yetişkinler ise, o ritmi dinlemesini bilen birer rehber olursak; çocuklar hayallerine sadece kanat çırpmaz, o hayallerle dünyayı da güzelleştirir.
Bugün bir çocuğun gözlerinin içine bakın.
Ona “Ne olmak istiyorsun?” diye sorun.
Sonra sessizce dinleyin.
Belki de o küçük kalbin içindeki büyük hayal, bir gün dünyayı değiştirecek…