Hayat dediğin, çoğu zaman sessizce içimizi kemiren bir yalnızlık aslında. Kimi zaman kalabalıkların içinde kaybolurken, kimi zaman da sessizlikte kendimizi ararken buluyoruz kendimizi. Ama en çok da insanlardan yoruluyoruz. Hani derler ya, "hayat yorar" diye... Hayat değil aslında, insanların bencillikleri, vurdumduymazlıkları yorar insanı.

Her şeyin merkezine kendini koyan insanlar... Sanki bu dünyada bir tek onlar yaşıyormuş gibi davrananlar... Kendi derdini dert, başkasınınkini detay görenler... Kullananlar, işine geldiğinde yanında olup işine gelmeyince görmezden gelenler... İşte onlardan yoruluyor insan.

Bir gün birine omuz olursun, ertesi gün yok sayılırsın. Bir başka gün birinin derdini yüreğinde taşırsın, ama sen düştüğünde kimse seni görmez bile. İnsan bu kadar mı kör olur, bu kadar mı nankör olur?

Samimiyetin sahte olduğu, dostlukların menfaat üzerine kurulduğu bir dünyaya dönüştü her şey. Gerçeklik yitirildi, duygular gösterişe kurban edildi. “Ben” diyenlerin arasında “biz” demeye çalışanlar ezildi. Ve biz, bu duyguların altında sessizce tükeniyoruz.

Ben de yoruldum artık… Güvenmekten, inanmak istemekten, umudumu diri tutmaktan... Her defasında “belki bu kez farklı olur” diyerek sarıldığım insanlar, hep aynı hayal kırıklığını bıraktı avuçlarımda.

Ama belki de en büyük hatamız, herkesin bizim gibi olmasını beklemek. İçtenliğe içtenlikle karşılık verilsin, samimiyet samimiyetle tamamlansın istiyoruz. Oysa hayat öyle işlemiyor. Herkes yüreğini kendi kadar taşıyor. Kimi bomboş, kimi taş gibi ağır...

Yine de pes etmeyeceğim. Çünkü hâlâ inanıyorum; iyi insanlar da var. Azlar, belki sessizler ama varlar. Ve belki de onların hatırına, hayata tutunmak hâlâ mümkün.

Yorulduk, evet. Ama henüz tükenmedik.