Bazen öyle gerçekler vardır ki biliriz, hissederiz, hatta her gün içimizde taşırız… Ama yine de onlarla yüzleşmekten kaçarız. Çünkü bazı hakikatler can acıtır.
Bazı fark edişler, içimizdeki sessizliği bile sarsar.
İnsan, en çok kendiyle yüzleşmekten kaçar.
Eksik kaldığı yerleri görmek istemez.
Kırdığı kalpleri, görmezden geldiği vicdan sesini, ertelediği hayalleri…
Hep bir bahanesi vardır: “Zamanı değil”, “şimdi sırası mı”, “geçmişte kaldı”…
Ama aslında, zaman geçtikçe sadece acı birikir.
Çünkü kaçmak, çözüm değildir.
Kaçmak, sadece acıyı derinleştirir.
Yüzleşemediğimiz her gerçek, içimizde bir yük olur.
Konuşulmayan dert, büyür.
Saklanan pişmanlık, bir gün kendi sesini bulur.
İfade edilmeyen özür, yıllar sonra bile dilimizde kekeleşir.
Bir gün, sustuğumuz şeylerle yüzleşmek zorunda kalırız.
Kaçtığımız her duyguyla, bastırdığımız her düşünceyle…
Ve işte o gün, en çok kendimize kırılırız.
Çünkü kendimizi kandırmakla geçen yılların ağırlığı, en çok kalbimize çöker.
Peki bu kadar zor mu yüzleşmek?
Evet, zor.
Ama imkânsız değil.
Bir kelimeyle başlar: “Evet, ben de hata yaptım.”
Bir itirafla başlar: “Ben aslında iyi değilim.”
Bir adımla başlar: “Bu kez kaçmayacağım.”
Yüzleşmek cesaret ister;
Ama özgürleştirir.
Yüzleşmek acıtır;
Ama iyileştirir.
Yüzleşmek utandırır;
Ama insanı kendine yaklaştırır.
Çünkü insan ancak gerçeklerle yüzleştiğinde yeniden başlar.
Ve en derin kırıklıkların ardında,
özgürleşmeyi bekleyen bir “ben” vardır.