Bazı insanlar vardır... Sırtlarında görünmeyen yükler taşırlar.
Gülümserler, ama içlerinde fırtına kopar.
Dimdik dururlar, ama rüzgârın yönünü en iyi onlar bilir.
İşte onlar, güçlü görünüp yorgun olanlardır.
Kimseye belli etmezler yorgunluklarını.
"Ben iyiyim" derken seslerindeki kırıklığı kimse duymaz. Çünkü onlar alışkındır susmaya, içlerine konuşmaya. Omuzlarındaki yükü kimse sormaz, çünkü herkes onların güçlü olduğunu zaten varsayar.
Bir evin direği olmuşlardır, bir işin bel kemiği, bir dostluğun güveni...
Ama kimse onların omzuna elini koyup “Sen nasılsın gerçekten?” demez. Çünkü güçlü görünene acı hakkı verilmez bu dünyada.
Güçlü olan ağlamaz sanılır.
Hata yapmaz.
Yıkılmaz.
Ama işte tam da bu yüzden sessizce tükenirler.
Bu insanlar bazen bir annenin gece boyu uykusuz gözlerinde saklıdır.
Bazen bir babanın “hallederiz” deyip içine attığı borçlarda...
Bazen bir öğretmenin sessizce öğrencisi için verdiği savaşta...
Ve bazen, en neşeli görünen bir dostun içten içe eriyen kalbinde...
Güçlü olmak zorunda bırakılmış nice ruh var hayatta.
Kendini unutarak başkasını tamamlamaya çalışanlar…
Dert anlatacak kimse bulamayıp kendi kendini teselli edenler…
Oysa herkesin bazen dizlerinin bağı çözülür.
Herkesin omzuna bir el gerekebilir.
Ve herkesin içten içe “Beni biri anlasın” dediği anlar olur.
Güçlü görünmek, her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmez.
Bazıları sadece "yıkılırsam çok şey dağılır" korkusuyla ayakta kalır.
Bugün, güçlü bildiğin birine sessizce sormayı dene:
“Nasılsın gerçekten?”
O belki "iyiyim" diyecektir yine…
Ama bu kez biraz daha dikkatli bak gözlerine.
Belki bir yorgunluk saklanıyordur içinde yıllardır kimsenin fark etmediği...
Çünkü bazı insanlar sadece güçlü görünmek zorunda kalır…
Ama içten içe,
yalnızca biraz anlaşılmak ister.