Hep deriz ya, “Zaman her şeyin ilacıdır.” Oysa bazen zaman geçer, ama yara geçmez. Çünkü aslında zaman değil… İnsan yıpratır.

Bizi en çok yoran; geçen yıllar değil,
o yıllar içinde yaşadıklarımızdır.
Bir dostun güvenini boşa çıkarması,
bir sevdiğinin sırtını dönmesi,
göz göre göre yapılan bir haksızlık,
veya sustuğumuz yerlerde içimizde büyüyen kırgınlıklar...

Günler geçer, aylar geçer, yıllar geçer…
Ama içimizde, bazı kelimelerin izi hep kalır.
“Senin için her şeyi yaptım” dediğin birinden gelen “Hiçbir şey yapmadın” cümlesi,
dünyaları verdiğin bir insandan gördüğün vefasızlık,
yüzüne gülen ama arkandan konuşanlar…

Zaman mı yıpratır bizi gerçekten?
Yoksa insanların davranışları mı?

Bazı insanlar vardır;
yanında bir saat geçirirsin,
yorgunluğun azalır, ruhun hafifler.
Bazıları vardır;
iki cümlesiyle haftanı altüst eder.

Yani mesele takvim değil,
temas ettiğimiz kalplerdir.

Bizi tüketen, saatler değil;
anlaşılmadığımız sohbetler,
değerimizin bilinmediği ilişkiler,
ve karşılıksız çırpınışlarımızdır.

Ama yine de suçu zamana atarız.
“Zamanla her şey geçer” deriz.
Oysa bazen, sadece insan değişir…
Ve değiştiği hâliyle yıkar bizi.

Şunu unutmamak gerek:
Zaman sadece geçer…
Ama iyi insan iyileştirir, kötü insan tüketir.

O yüzden kendimizi korumayı öğrenmeliyiz.
Kalbimizi herkese açmamayı,
enerjimizi hak etmeyene vermemeyi,
ve en önemlisi, yıpratanlara rağmen kendimizi sevmeyi bilmeliyiz.

Çünkü bazen en büyük şifa,
kendimize verdiğimiz değerdir.