Yine geldi… Takvim yaprakları değişti ama insanın içindeki o eski sızı değişmedi. 11 ayın sultanı Ramazan kapımızı çaldı. Aslında kapıyı değil, kalbimizi çaldı. Çünkü Ramazan eve değil, gönle gelen bir misafirdir.

Eskiden Ramazan geldi mi şehirlerin rengi değişirdi. Aynı sokaklar, aynı insanlar… Ama başka bir ruh. Sanki herkes birbirine karşı daha dikkatli, daha nazik, daha “insan” olurdu. Oruç sadece mideye değil, dile de tutulurdu. Göz harama bakmaz, kalp kırmamaya çalışırdı. Tutmayan, tutana hürmet eder; tutan da tutmayanı incitmezdi. Çünkü Ramazan, bir yarış değil bir anlayış ayıydı.

İftar vakti yaklaştığında sokakları tatlı bir telaş sarardı. Fırın önlerindeki pide kokusu, camilerden yükselen mahya ışıkları, sofraya konan ilk hurmanın heyecanı… Ama en güzeli neydi bilir misiniz? Aynı sofranın etrafında toplanan aileydi. O an dünya küçülür, masa büyürdü. Bir tas çorba, bir parça ekmek; ama içinde tarifsiz bir huzur vardı.

Ezan okunduğunda sadece oruç açılmazdı; kalpler de açılırdı. Küskünler barışır, ihtiyaç sahipleri hatırlanır, komşunun kapısı çalınırdı. Bir tabak yemek götürmek, aslında “Seni görüyorum, seni önemsiyorum” demekti. Ramazan, paylaşmanın en zarif halini öğretirdi.

Şimdi bakıyoruz… Işıklar daha parlak, sofralar daha zengin belki. Ama kalpler o kadar dolu mu? Eskiden saygı sessizdi; gösterişsizdi. Restoranlar kapanır, kapanmayan camını örterdi. Bu bir baskı değil, bir nezaket göstergesiydi. Kimse kimseyi sorgulamazdı. Çünkü Ramazan’ın özü incelikti.

Bugün ise en çok kaybettiğimiz şey belki de o incelik. Oruçlu olmak sadece aç kalmak değil; sabretmekti. Öfkeye, kırgınlığa, bencilliğe sabretmekti. Şimdi açlığa sabrediyoruz belki ama kalbimizi terbiye etmeyi unutuyor muyuz?

Oysa Ramazan hâlâ aynı. Geceleri hâlâ huzurla iner. Sahur vakti hâlâ dualar göğe yükselir. Kadir gecesi hâlâ affın kapıları ardına kadar açıktır. Değişen Ramazan değil; bizim kalabalıklar içinde yalnızlaşan hâlimizdir.

Eski Ramazanları özlüyoruz. Ama belki de özlediğimiz şey, o günlerin samimiyetidir. Mahalle kültürü, kapı önündeki sohbetler, teravih çıkışı çocukların neşesi… Belki de en çok, birbirimize olan saygıyı özlüyoruz.

Ramazan bize şunu hatırlatır:
İnsan, insana emanettir.
Komşu, komşuya duadır.
Aile, nimetin en büyüğüdür.

Bu ay; kırgınlıkları azaltma, gönülleri onarma, yeniden “biz” olma ayıdır. Çünkü Ramazan geldiğinde aslında Allah bize şunu sorar:
“Kalbinde bana yer açtın mı?”

11 ayın sultanı yine aramızda.
Onu eski günlerin hatırası olarak değil, bugünün dirilişi olarak yaşayabilirsek…
Belki o zaman çocuklarımız da bir gün “Ah, ne güzel Ramazanlardı” derken gözleri dolu değil, kalpleri umut dolu olur.

Hoş geldin ey kalbimizi arındıran ay…
Hoş geldin Ramazan.
🌙