Bir ülkenin en büyük yoksulluğu nedir bilir misiniz? Sevgisizlik. Ekmek bulunur. Ev bulunur. İş bulunur. Ama insanın kalbini incitmeden seven bir yürek… İşte o, her geçen gün biraz daha azalıyor.

Bağırıyorlar…
“Ama seni sevdiğim için!”

Aşağılıyorlar…
“Senin iyiliğin için!”

Kırıyorlar…
“Ben böyleyim ama seviyorum!”

İnsan soruyor kendine:
Sevgi buysa, neden içim kanıyor?

Sevgi, bir insanın can evine dokunur; ama orayı yakmak için değil, onarmak için.
Sevgi, yaraya tuz basmak değil; yarayı sarmaktır.
Sevgi, “haklıyım” demek değil; “üzdüm mü?” diye sorabilmektir.

Oysa biz neyi öğrendik?
Susturmayı öğrendik.
Üste çıkmayı öğrendik.
Ezmeyi, bastırmayı, hükmetmeyi öğrendik.

Ama sevmeyi öğrenemedik.

Çünkü bize sevgi çoğu zaman şartlı verildi.
“Beni üzmezsen severim.”
“Dediğimi yaparsan severim.”
“Benim istediğim gibi olursan severim.”

Koşullu bir sevgiyle büyüyen insan, büyüdüğünde de koşullar koyar.
Sonra adına “sevgi” der.

Gerçek sevgi nedir biliyor musunuz?

Birinin yanında korkmadan ağlayabilmektir.
Bir hata yaptığında aşağılanmamaktır.
Bir hayal kurduğunda küçümsenmemektir.
Bir sınır çizdiğinde cezalandırılmamaktır.

Gerçek sevgi, insanı küçültmez.
Gerçek sevgi, insanı eksik hissettirmez.
Gerçek sevgi, insanı kendine düşman etmez.

Gerçek sevgi insanı büyütür.

Sevilen insan daha cesur olur.
Daha merhametli olur.
Daha güzel bakar dünyaya.

Çünkü bilir ki arkasında onu incitmeyecek bir yürek vardır.

Ama biz ne yapıyoruz?

“Ben böyleyim” deyip kırıyoruz.
“Sinirliyim” deyip eziyoruz.
“Kıskandım” deyip daraltıyoruz.
Sonra da “ama seviyorum” diyoruz.

Sevgi, bahaneye ihtiyaç duymaz.
Sevgi, özür dilemekten utanmaz.
Sevgi, karşısındakini küçük düşürerek büyümez.

Eğer bir insan sevildiğini iddia ettiği kişinin gözlerini her gün biraz daha solduruyorsa,
orada sevgi değil, güç vardır.
Eğer bir insan “seviyorum” derken karşısındakini korkutuyorsa,
orada sevgi değil, tahakküm vardır.

Ve en acısı şu:
Biz acıyı sevgi sanmaya başladık.

Oysa sevgi acıtmaz.
Sevgi kanatmaz.
Sevgi yarıştırmaz.

Sevgi güven verir.

Belki de artık sormamız gereken soru şu:

“Beni seviyor mu?” değil,
“Onun yanında kendim olabiliyor muyum?”

Çünkü insan en çok, kendisi olamadığı yerde tükenir.
En çok, sürekli eksik hissettirildiği yerde yorulur.
En çok, “seviyorum” denilip de incitildiği yerde kırılır.

Ve bir kalp çok kırıldığında…
Artık sevemez hâle gelir.

İşte asıl tehlike budur.

Bir toplumda insanlar sevilmediğini hissetmeye başlarsa,
merhamet azalır.
Sabır azalır.
Hoşgörü azalır.

Yerine öfke büyür.
Tahammülsüzlük büyür.
Yalnızlık büyür.

Sevgi sadece iki insan arasında değildir.
Sevgi bir toplumun karakteridir.

Ve biz karakterimizi kaybetmemeliyiz.

Sevmek fedakârlıktır ama kendini yok etmek değildir.
Sevmek iliklerine kadar hissetmektir ama karşısındakini yakmak değildir.
Sevmek güçlü olmaktır ama güç kullanmak değildir.

Sevmek, bir insanın kalbine şöyle diyebilmektir:

“Yanındayım.
Sana zarar vermeyeceğim.
Seni küçültmeyeceğim.
Seni olduğun gibi göreceğim.”

Eğer bir gün biri sizi gerçekten severse, bunu bağırarak değil;
gözlerinizdeki huzurdan anlayacaksınız.

Çünkü sevgi, en çok sessizken büyür.
Ve en çok incitmemeyi bildiğinde gerçektir.

Unutmayın:
Sevgi adı altında canı yanan herkes, bir gün sevmekten korkmaya başlar.

Ve bir ülke için en büyük kayıp,
sevmekten korkan insanların çoğalmasıdır.

Belki de yeniden öğrenmemiz gereken tek şey şu:

Sevgi;
bir kalbi kırmadan tutabilmektir.

Ve eğer birini gerçekten seviyorsanız,
ona kendini kötü değil,
değerli hissettirin.

Çünkü insan, en çok değer gördüğü yerde çiçek açar.