Sevgi, takvim yapraklarına yazılan bir tarih değildir. Sevgi, birlikte geçen zamanın içine sinen görünmez bir ışıktır. Birini sevmek; onun sesini duyduğunda içinin yumuşaması demektir. Kalabalık bir günün ortasında aklına düştüğünde yüzünde beliren o istemsiz tebessümdür. Yorulduğunda başını yaslayabileceğin bir omuzun var olduğunu bilmektir. Hiç konuşmadan da anlaşabilmektir.

Sevgi büyük cümleler kurmaz çoğu zaman.
Sabah uykulu bir “Günaydın”dır.
Gece üstünü örtmektir.
“Yedin mi?” diye sormaktır.
Üşüdüğünde atkını paylaşmaktır.
Kırıldığında incitmeden susmaktır.

Sevgi, birinin hayatında güvenle yer edinebilmektir.
Onun en dağınık halini de, en güçlü halini de aynı şefkatle kucaklayabilmektir.
Birlikte gülmek kadar birlikte susabilmektir.
Aynı gökyüzüne bakarken farklı hayaller kursan da aynı huzuru paylaşabilmektir.

14 Şubat elbette güzel bir hatırlatmadır.
Ama sevgi yalnızca o gün söyleniyorsa eksik kalır.
Çünkü sevgi; çiçekle değil, emekle büyür.
Hediyeyle değil, sadakatle derinleşir.
Bir güne değil, bir ömre yakışır.

Sevdiklerinle yaşamak;
Zamanın hızına rağmen birbirine yavaşça dönmektir.
Her şeye rağmen “Ben buradayım” diyebilmektir.
Aynı sofrada ekmeği bölüşürken şükretmektir.
Gözlerine baktığında dünyayı biraz daha katlanılır bulmaktır.

Belki de sevgi şudur:
Onun varlığının, hayatının en sessiz ama en güçlü duası olmasıdır.

Sevgi bir güne sığmaz.
Sevgi; birlikte alınan her nefeste, birlikte atılan her adımda çoğalır.
Ve insan, gerçekten sevildiğinde…
Dünyanın en güvenli yerinde yaşar.

Ve unutmayalım: Aşk bir güne değil, bir ömre yakışır. ❤️