Eskiden başarı sessizdi. Bir insan işini iyi yapınca, takdir edilirdi. Bilgiliydi, mütevaziydi, derindi…
Bugünse işler değişti. Artık başarıdan çok, görünürlük alkışlanıyor. Ne yaptığın değil, kaç kişinin gördüğü önemli.
Gerçekten başarılı olanla, kendini iyi pazarlayan arasındaki fark giderek bulanıklaşıyor. İnsanlar yeteneklerinin değil, takipçi sayılarının değer gördüğü bir çağda yaşıyor. Sanki sahneye çıkmayanın emeği, bilgisi, hatta kişiliği yok sayılıyor.
Bir doktor düşünün; gecesini gündüzüne katıp hayatlar kurtarıyor.
Bir öğretmen düşünün; küçücük bir çocuğun hayatını değiştiriyor.
Ama bir bakmışsınız, bir video ile milyonlar izlenmiş, bir dans ya da şaka milyonlarca alkış almış.
Bu yazının amacı kimseyi küçümsemek değil. Herkesin görünmeye hakkı var. Ama sorulması gereken şu:
“Görünmek” uğruna “gerçek” ne kadar kayboldu?
Emek olmadan övgü almak kolaylaştıkça, çaba gösteren insanlar gölgede kalıyor.
Artık çocuklar, "Büyüyünce ne olacaksın?" sorusuna "fenomen" diye cevap veriyor. Çünkü onlar da görüyor: Başarılı olmak yetmiyor, görünür olmazsan sanki hiç yoksun.
Bu tehlikeli bir algı... Çünkü görünürlüğe odaklandıkça, içini boşaltıyoruz. Bilginin, emeğin, ahlakın, sessiz ama gerçek başarıların üstü örtülüyor.
Ve bir süre sonra kimse "gerçekten iyi biri" olmaya değil, "iyi görünüyor gibi yapmaya" çalışıyor.
Oysa gerçek başarı, bazen kimsenin alkışlamadığı anlarda gizlidir.
Bir annenin sabahın köründe çocuğuna kahvaltı hazırlaması,
Bir çalışanın elinden gelenin en iyisini yapması,
Bir gencin dürüst kalmak için zor yollardan geçmesi...
Bunlar görünmezdir belki ama gerçektir.
Zamanla neyin alkışlandığını değil, neyin kıymetli olduğunu hatırlamak zorundayız.
Çünkü görünürlük geçicidir, ama başarı; kalpten gelen emekle yoğrulursa kalıcı olur.
Ve unutma;
Herkes seni görmeyebilir.
Ama sen kendine görünürsen, zaten en kıymetli başarıyı yakalamışsındır.