Özlem, herkeste başka türlü yaşanır. Kiminin içinde sessizce büyür, kiminin kalbini yerinden sökecek kadar serttir. Hayatından memnun olmayan insan, başka hayatlara özlem duyar. Daha iyi bir ev, daha çok para, daha güzel bir yaşam… İnsan çalışır, çabalar, hatta bazen yanlış yollara sapar; sırf içindeki o eksikliği susturabilmek için. Çünkü bilir ki bazı özlemler emekle, zamanla, mücadeleyle yerini bulabilir.

Ama bazı özlemler vardır ki ne çalışarak geçer ne de zamana bırakılarak diner.

Ya geri gelmeyecek birine duyulan özlem?
Sesini bir daha duyamayacağını bilmek…
Kapıyı açtığında onu karşında görememek…
Ve en çok da bir daha sarılamayacak olmak…

İşte orada her şey değişir.

Kaybedilmiş bir kardeşe duyulan özlem, başka hiçbir şeye benzemez. Çünkü o sadece bir insan değildir; çocukluğundur, sırdaşındır, kavga edip beş dakika sonra barıştığındır. Aynı evin içinde büyüdüğün, aynı sofraya oturduğun, en saf hâlini bilen kişidir.

Onun kalbi durmuştur.
Ama seninki hâlâ atıyordur.
Ve bu, insanın içine en çok dokunan şeydir.

Hayat devam eder derler. Eder belki. Sabah olur, akşam olur. İnsan işe gider, döner, konuşur, güler gibi yapar. Ama içinin bir yerinde hep eksik bir sandalye vardır. İsmi anıldığında boğazın düğümlenir. Eski bir fotoğraf, tanıdık bir şarkı, bir sokak köşesi… Hepsi bir anda ağırlık olur omuzlarına.

Özlem bazen tonlarca yük taşımaktır.
Koştuğunda yanında nefesini duymayı beklediğin kişiyi arkana baktığında görememektir.
Bir şeye sevindiğinde ilk onu aramak isteyip arayamamaktır.

Her şeyin bir çaresi vardır derler. Ama “yok”un çaresi yoktur.
İşte en çok da buna öfkelenir insan.

Kardeşine duyduğun özlem, biraz sevgi, biraz acı, biraz da isyandır.
Sarılmak isteyip boşluğa sarılmaktır.
“Keşke”lerle yaşamayı öğrenmektir.

Ve insan en çok şunu fark eder:
Bazı özlemler geçmez.
Zaman onları azaltmaz, sadece kabullenmeyi öğretir.

Kardeşine duyulan özlem, kalbin en sessiz ama en derin yerinde yaşamaya devam eder. Her gülüşte biraz eksik, her mutlulukta biraz yarım kalır insan. Çünkü bilirsin; bazı bağlar ölümle kopmaz, sadece görünmez olur.

Nurcan ŞAHİN ARSLAN’ın Hasan ŞAHİN’e duyduğu özlem de işte böyle…
Bir kardeşe değil sadece; çocukluğa, anılara, yarım kalan cümlelere duyulan bir özlem.

Ve bazı özlemler vardır ki, insan onları kalbinin en kıymetli yerinde saklar.
Acısıyla, sevgisiyle, hatıralarıyla…
Sessizce, ama sonsuza kadar.