Zaman… Sessizce akıp giderken biz çoğu zaman farkında bile olmayız. Her sabah aynı telaşla uyanır, aynı koşuşturmayla günü geçiririz. “Yarın yaparım” deriz, “nasıl olsa daha vakit var” diye avuturuz kendimizi.
Oysa yarın, hiç kimseye söz verilmiş bir gün değildir.
Sevdiklerimizi aramayı erteleriz, bir “nasılsın” demeyi, bir sarılmayı… Çünkü hep yarın vardır zannederiz. Ama bir gün gelir, o yarın hiç gelmez.
O zaman anlarız ki aslında hayat, ertelediklerimizin toplamıdır.
Bir gün, aynı masada oturduğumuz biri artık orada olmayabilir. Bir gün, sesini her duyduğumuz insanın sesi sadece bir anıya dönüşebilir.
Ve o zaman, geriye dönüp “keşke” demekten başka hiçbir şey kalmaz elimizde.
Bugün elinde olan her şey —sevdiklerin, bir tebessüm, bir selam, bir kalp atışı— aslında hayatın en değerli armağanlarıdır. Ama biz, bu armağanları fark etmekte hep geç kalırız.
Oysa kıymet bilmek, bir sanat gibidir; farkında olmayı, şükretmeyi ve sevgiyi paylaşmayı gerektirir.
Bir gün olmadan önce…
Bir gün çok geç olmadan önce…
Sevdiğini ara, kırdığını onar, susmak yerine sarıl.
Çünkü zaman kimseyi beklemez.
Ve hiçbir "yarın", bugünün sıcaklığını geri getiremez.