İnsan… Kırılgan ama bir o kadar da dirençli bir varlık. Tıpkı toprağın koynundan çıkan bir çiçek gibi. Biraz ilgiyle, biraz sevgiyle, biraz da anlayışla büyür.

Ama o sevgi elinden alınırsa, tıpkı susuz bırakılmış bir çiçek gibi solar, içine kapanır.

Bir çiçeğe her gün aynı özenle su verirsen, o da sana rengini, kokusunu, güzelliğini sunar. İnsan da öyledir. Ona değer verirsen, onu dinlersen, yüreğine dokunursan, içindeki güzellikler filizlenir. Fakat sevgisizliğe, ilgisizliğe, yargılanmaya maruz kalırsa, kendini kapatır. Ne kadar güçlü görünürse görünsün, sevgi eksikliğini hiçbir şey dolduramaz.

Ne yazık ki bugün birçok insan sevgi açlığı çekiyor. Yüzlerde tebessüm var ama gözlerde kurumuş bir bahçe… Çünkü artık insanlar dinlenmiyor, anlaşılmıyor. Herkes konuşuyor ama kimse kalpten duymuyor. Oysa bir çiçeğe dokunmak, ona bir damla su vermek bile hayat demek. Peki ya insana bir damla sevgi vermek, bir güzel söz söylemek, bir sarılmak… bunlar da onun ruhunu diriltmez mi?

Belki de en büyük lüksümüz artık sevgi oldu. Oysa sevgiyi paylaşmak, yüreğin bereketidir. Ne kadar verirsen, o kadar çoğalır. Bir çiçek güneş gördükçe nasıl büyürse, insan da sevgi gördükçe güzelleşir, olgunlaşır.

O yüzden, birine gülümsemekten, güzel bir söz söylemekten, içten bir “nasılsın” demekten çekinme. Bazen bir tebessüm bile bir kalbin toprağına umut eker. Çünkü insan bir çiçek gibidir… Ve unutma; her çiçek sevgiyle açar.