Bir çiçeği düşünün… Onu güneşten mahrum bırakın, su vermeyin. İlk günler dayanır, belki yapraklarını diri tutar.
Ama zamanla rengi solar, yaprakları kırılır, toprağına gömülür. Çünkü çiçeğin nefesi sudur.
İnsan da böyledir. Çocukken anne-babasından, büyüyünce çevresinden sevgi bekler. “Ben güçlüyüm, bana kimse gerekmez” diyen bile, içten içe sevgisizliğin açtığı boşluğu taşır. Çünkü insanın nefesi sevgidir.
Bugün sokakta, iş yerinde, hatta evde bile yüzü asık, kalbi yorgun, ruhu kırgın insanlar görüyoruz. Çoğu zaman bunun sebebi yoksulluk, işsizlik ya da sıkıntılar değildir. Asıl sebep, sevgisiz bırakılmış olmaktır. Bir çift güzel söz, bir içten tebessüm, belki de bir dokunuş kadar basittir ihtiyaçları.
Ne yazık ki, suyu unutulan çiçek nasıl solarsa, sevgiden mahrum bırakılan insan da yavaş yavaş içten içe soluyor. Yüzü gülse bile kalbi kırılıyor, bedeni yaşasa bile ruhu yoruluyor.
O yüzden; çocuklarımıza, eşimize, dostumuza, hatta hiç tanımadığımız insanlara sevgimizi esirgemeyelim. Bir selam, bir gülümseme bile bazen ruhun susuzluğunu giderir.
Unutmayalım:
Çiçek suyla, insan sevgiyle yaşar.