İnsan, gördüğü sevgiyle büyür. Saygıyla dik durur. İlgiyle kendini var hisseder. Kim ne derse desin; insan kendini, kendisine nasıl davranıldığıyla ölçer. “Seni seviyorum” cümlesi, eğer arkasında emek yoksa sadece havada asılı kalan bir sestir. Sevgi; sözle değil, davranışla anlaşılır. Saygı; yüksek sesle değil, incitmemekle gösterilir. İlgi; arada bir sorulan hâl hatırla değil, zor zamanda yanında durmakla belli olur.
Ne acıdır ki bazı insanlar “seviyorum” derken kırmayı marifet sanır. Kendi eksiklerini, karşısındakinin kalbinde tamamlamaya çalışır. Sever gibi yapar ama eksiltir. Yakın durur ama yalnız hissettirir. Varlığıyla değil, yokluğuyla rahatlatır.
Bir de tam tersi vardır…
“Değerlisin” demeyi bilmeyen ama hissettiren insanlar.
Adını anarken bile özenli olanlar.
Susarken bile incitmeyenler.
İnsan, hiç gibi hissettirildiği yerde kendinden şüphe etmeye başlar. “Acaba ben mi abartıyorum?” der. Oysa sorun abartmak değildir; sorun, sevilmediğin yerde kalmayı normalleştirmektir.
Şunu unutma:
Sevgi, seni küçültüyorsa sevgi değildir.
Saygı, canını acıtıyorsa saygı değildir.
İlgi, seni değersiz hissettiriyorsa ilgi hiç değildir.
İnatla söylüyorum:
“Seni seviyorum” deyip kıranlara inat,
“Değerlisin” demeden hiç gibi hissettirenlere inat…
Ve insan, en çok da kendine borçludur adaleti. Kendini sustura sustura başkalarının gürültüsüne yer açmamalı. Kalbini inciteni “alışkanlık”, ruhunu yoranı “kader” sanmamalı. Çünkü sevgi büyütür, saygı iyileştirir, ilgi güçlendirir. Bunların adı varsa, hissi de olmalıdır. Eksilten her şeyden uzak durmak bir kaçış değil; kendine sadakattir. Ve bazen en büyük cesaret, gitmek değil, artık razı olmamaktır.
Sen değerlisin.
Birinin sana bunu ispatlamasına değil, hatırlatmasına ihtiyacın var.
Ve bunu yapamayan herkes, hayatından sessizce eksilmelidir.
Çünkü insan, en çok kendini korumayı hak eder.