Ebeveynlik; sadece doğurmak, büyütmek, karın doyurmak değildir. Ebeveynlik; sabretmektir, anlamaktır, şekil vermektir... Bir heykeltıraşın mermeri sabırla yontması gibi, bir çocuğun ruhunu sevgiyle, anlayışla ve bilinçle işleyebilmektir.
Kimileri sanıyor ki iyi anne-baba olmak, çocuğa pahalı kıyafetler almak, en güzel okullara göndermekle olur. Oysa çocuklar hatırlamaz ne giydiklerini, hangi kalemle yazdıklarını… Ama hatırlarlar o akşam uyumadan önce anlatılan masalı, yolda elinden tutulduğunu, yere düştüğünde dizine değil gözyaşına bakıldığını.
Çocuklar sadece kulaklarıyla değil, kalpleriyle duyarlar. “Senin için çalışıyorum” cümlesi yerine, sadece birkaç dakikalık göz teması isterler bazen. Çünkü bilirler ki en kıymetli zaman, onlara ayrılan zamandır.
Ebeveynlik bir sanattır; ama fırçası emirle değil, sabırla kullanılır. Her çocuk farklı bir tuvaldir. Kimisi rengini hemen gösterir, kimisi zamanla açar içini. Onları başkalarıyla kıyaslamak, “komşunun çocuğu şöyle” demek, o sanat eserini yarım bırakmaktır. Oysa her çocuk, kendi dünyasının başrolüdür.
Ebeveynlik; yorulmayı, ama belli etmemeyi gerektirir. Susmayı, gerektiğinde konuşmayı, bazen de yalnızca dinlemeyi... Çünkü çocuklar, sözlerden çok duruşu okurlar. Gözünüzdeki kaygıyı da, kalbinizdeki sevgiyi de hissederler.
Hiçbir mükemmel ebeveyn yoktur, ama “gerçekten çabalayan” ebeveyn vardır. Ve bu çaba, bir çocuğun özgüvenli, vicdanlı, sevgi dolu bir birey olmasının temelidir.
Unutmayalım:
Çocuklarımız geleceğimiz değil; bugünün en kıymetli eseridir. Ve onları sevgiyle, sabırla, şefkatle büyütmek — gerçek bir sanatçılık ister.