Biz ne zaman bu kadar çok “el âlem” olduk? Ne zaman başkalarının gözlerinde onay arar olduk? Dönüp aynaya baktığımızda gördüğümüz yüz değil de, sokakta gördüğümüz bakışlar belirlemeye başladı kim olduğumuzu.
Kaç hayat, “ne derler” korkusuyla sessizce heba oldu, bilir misiniz? Sevdiğine açılamayan yürekler, hayalini kurduğu mesleği seçemeyen gençler, mutlu olmadığı evliliğe “boşanırsam ayıp olur” diye devam eden kadınlar… Hep başkaları için yaşanan koca bir ömür.
Ne garip değil mi? Kendi hayatımızın misafiri gibi yaşıyoruz. Direksiyonda biz varız sanıyoruz ama yolumuzu çizip, hızımızı ayarlayan hep “başkaları”. Bir gün o başkalarının kim olduğunu düşündünüz mü? İsimleri yok, yüzleri yok. Ama o kadar güçlüler ki, bir korkunun gölgesinde ömür tüketiyoruz.
Oysa bir sabah uyanıp, el âlemin hayatımıza müdahalesini umursamadan, sadece “Ben ne istiyorum?” diye sorsak kendimize… Belki de ilk kez gerçekten yaşamaya başlayacağız. Belki de hayat, başkalarının beklentilerini değil, kalbimizin sesini dinlediğimizde anlam kazanacak.
Toplumun bize biçtiği rollerin dışına çıkmak cesaret ister, kabul ediyorum. Ama unutmayın; el âlemle vedalaşmadan, kendinizle gerçek anlamda tanışamazsınız. Ve o tanışma, ömrünüzde yaşayacağınız en büyük özgürlük olacak.
Hayat kısa… El âlem ise bitmez. Seçim sizin.