Bazı insanlar vardır, kırdığı kalbin sesini duymaz. Söylediği sözün, attığı adımın, ettiği haksızlığın yankısı onlara hiç ulaşmaz. Çünkü o an için haklı olduklarını düşünürler ya da daha kötüsü, umurunda bile olmaz.

Oysa kalp kırmak, taş atmak gibi değildir. Taş düşer ve durur. Ama kırılan bir kalbin izi, insanın içine işler; zamana yayılır, büyür ve suskun bir yara gibi hep orada kalır.

İnsan en çok unutulduğunda acır sanılır. Oysa asıl acı, hatırlandıkça tazelenen kırgınlıklardır. Kalp kıranlar, hayatlarına devam ederken, arkalarında bıraktıkları o sessiz enkazla yüzleşmeden yaşarlar. Ama hayat, onların unuttuklarını hatırlatmakta sabırlıdır. Çünkü hiçbir kırgınlık, sahibinin kalbinde sonsuza dek sessiz kalmaz. Hayat bir gün döner, o kırıklığın hesabını hiç beklenmedik anlarda önlerine koyar.

Ne ilginçtir ki; kalp kıranlar, hayat onlara kırıldığında bunu çok ağır hisseder. Çünkü empati yapmadan, sadece kendi penceresinden bakarak yaşadıkları için, başkasının canının nasıl acıdığını hiç bilmezler. Bu yüzden kendi canları yandığında dünya yıkılmış gibi hissederler. Oysa onların kırdığı kalpler, yıllarca sessizce taşımıştır o acıyı.

Hayat, kibrimizi törpülemenin ustasıdır. Unuttuğumuz her hatayı, görmezden geldiğimiz her kalbi, karşımıza çıkarır. Bugün ‘önemsemediğiniz’ biri, yarın sizin en büyük sınavınız olabilir. Çünkü hayat, empati yapmayanları en çok kendi yaşadıklarıyla eğitir.

O yüzden bazen susanların, çekip gidenlerin, sessizce vazgeçenlerin hikayesini iyi dinlemek gerekir. Kalp kırmak kolaydır; ama kırılan kalpte nasıl bir fırtına koptuğunu anlamak, gerçek insanlık işidir.

Unutmayın; kalp kıranlar unutur, ama hayat asla unutturmaz.