Bir tabak yemek masamıza geldiğinde, çoğu zaman yalnızca tadına bakarız. Ama o tabağın ardında, sabahın köründe uyanıp tarlada ter döken çiftçiyi, ocak başında saatlerce ayakta duran aşçıyı, taşıyan kuryeyi pek hatırlamayız.
Oysa her lokmada, her üründe birilerinin emeği var.
Ne acıdır ki günümüzde emek, çoğu zaman değersizleştiriliyor. “Ne var ki bunda?” diyerek küçümsenen işler, aslında hayatımızın temelini oluşturuyor. Çöpler toplanmasa, fırınlar çalışmasa, otobüsler kalkmasa hayatımız bir gün bile devam edebilir mi? İşte bu yüzden, yapılan işin küçüğü büyüğü yoktur; her emek kutsaldır.
Ama biz ne yapıyoruz? Çoğu zaman emeğin karşılığını vermeyi unutuyoruz. Pazarda, markette, hatta iş hayatında… Hep daha ucuzunu, daha kolayını arıyoruz. Bazen de “nasıl olsa yapıyorlar” diyerek, yapılan işe değer vermiyoruz. Oysa emeğe saygı, sadece para ile ölçülmez. Bir teşekkür, bir takdir, bir gülümseme bile emek sahibinin yorgunluğunu hafifletir.
Emeğe saygı duymak, aslında vicdanımıza olan borcumuzdur. Çünkü yarın biz de yaptığımız işin görülmesini, kıymetinin bilinmesini isteyeceğiz. Hepimiz hayatın farklı alanlarında emek veriyoruz. Ve bir gün, görmezden geldiğimiz bir çaba, belki de bizim en çok ihtiyaç duyduğumuz anın aynası olacak.
Belki de dünya, adaletle değil; emeğe duyulan saygıyla ayakta duruyor. O yüzden gelin, emeği küçümsemeyelim. Çünkü emeğin değerini yitirdiği yerde, vicdan da yavaş yavaş tükeniyor.