Bazen düşünüyorum; insanlar birbirini gerçekten anlıyor mu? Yoksa sadece “anlıyorum” demeyi, karşımızdakini susturmak için mi söylüyoruz? Çünkü empati artık günlük hayatımızda bir cümleye sıkışmış, ama yüreklere uğramamış bir kelimeye dönüştü.
Oysa empati, sadece karşımızdakinin gözünden bakabilmek değil; o gözle görmeye, o kalple hissetmeye çalışmaktır. Bir anne yorgun gözlerle çocuğunu okula yetiştirirken, bir işçi sabahın ayazında ekmeğinin peşinde koşarken, bir genç gelecek kaygısıyla başını yastığa koyduğunda… Onları anlamak, onların yükünü omuzlamak değil ama en azından görmektir empati.
Bugün sokakta yürürken, kalabalıkların içinde birbirine değmeden geçen insanlar görüyorum. Kimsenin kimseyi fark etmediği, sadece kendi derdine kapandığı bir dünyadayız. Telefon ekranına dalmış birini görünce çarpışıyoruz, ama “pardon” demek bile zor geliyor bazen. İşte tam da burada kayboluyor insanlık değeri: görmezden gelmede.
Empati yitince, merhamet de eksiliyor. Çünkü anlamadığın birine şefkat duyamazsın. Hâlbuki küçük bir dokunuş, bir söz, bir bakış bile bazen karşındaki insanın yükünü hafifletebilir. Belki de bizden beklenen kocaman iyilikler değil, yalnızca “Seni fark ettim” diyebilmektir.
Bence dünya, teknolojiyle değil; birbirimizi anlamakla daha güzel olacak. Belki de en büyük devrim, yeniden empatiyi hatırlamak. Çünkü insanı insan yapan, sadece nefes alması değil; başka bir yüreğe dokunabilmesidir.