Hayatta herkesin başına bir şeyler gelir… Kimimiz bir hastalıkla sınanırız, kimimiz ani bir kayıpla. Kimi zaman yalnızlık sarar dört bir yanımızı, kimi zaman çaresizlik. İşte tam o anlarda bir elin omzumuza dokunması, birinin sadece “Yanındayım.” demesi bile tüm yükü hafifletir.
Ama asıl mesele şu: Bu el, bu omuz, bu “yanındayım” sözü… Neden hep en sona kalır? Neden birinin zor durumda olması gerekir ki bizde bir şeyler harekete geçsin?
Oysa iyilik, bir refleks olmalı. Tıpkı gözümüzün kamaşınca kapanması gibi, birinin derdi olduğunu sezdiğimizde yüreğimiz de kendiliğinden açılmalı. Yardım, hesap kitap yapılmadan uzatılan bir el olmalı. “Acaba yanlış mı anlar?” demeden, “Gerekiyor mu acaba?” diye düşünmeden...
Çünkü iyiliğin zamanı olmaz. Yardımın şartı yoktur. Gönülden gelen bir destek, bazen bir söz, bazen bir tebessüm, bazen sadece dinlemek… Belki de hiçbir şeyi çözemez ama her şeyi hafifletir.
İyiliği mecbur kaldığımızda değil, içimizden geldiğinde yapalım. Bir şey istemeden de soralım birbirimize: “Gerçekten iyi misin?” Ve cevabı bekleyelim. Kulak verelim. Dinleyelim.
Çünkü bazen iyilik, sadece anlaşılmaktır. Bazen yardım, sadece orada olmaktır.
Unutma…
Gönülden gelen her güzel şey, bir gün yine gönüle döner.