Bugün takvim 1 Mayıs’ı gösteriyor. Sokaklarda yankılanan sloganlar, ellerde yükselen pankartlar, yüreklerde ise birikmiş nice umut ve mücadele. 1 Mayıs, sadece bir gün değil; bir hayatın, bir alın terinin, sessizce geçirilen uykusuz gecelerin, gün doğmadan çıkılan yolculukların adıdır. Bugün, emeğiyle dünyayı ayakta tutanların günü.

Kimimiz sabah ezanıyla kalkıp fabrikaya koşarız, kimimiz bir çocuğun elinden tutar gibi bir hastanın elinden tutarız. Kimi zaman makinelerin gürültüsünde kaybolur sesimiz, kimi zaman patronun sert bakışında unuturuz kendimizi. Ama yine de vazgeçmeyiz. Çünkü biz, emeği kutsal bilen, her lokmanın ardında alın terini gören insanlarız.

Ne yazık ki emek en çok da unutulan şeydir. Görülmez, fark edilmez, kıymeti kriz zamanlarında hatırlanır. Oysa bir fabrikanın çarkını döndüren işçi olmazsa üretim de durur. Bir öğretmenin emeği olmazsa bilgi kök salmaz. Bir temizlik görevlisinin sabahın köründe silmediği sokak, bizlere nefes alacak alan bırakmaz.

Bugün, sadece bir kutlama değil, bir hatırlamadır. Hatırlatmalıyız: Emek olmadan hiçbir şey olmaz. Emeğe saygı, insanlığa saygıdır. Daha adil bir dünya, ancak emekçinin hak ettiği değeri gördüğü bir dünyada mümkündür.

Bu 1 Mayıs’ta bir dakikalığına durun. Sessizce çevrenize bakın. Bu şehirde, bu ülkede, bu hayatta kimlerin emeğiyle ayakta durduğumuzu düşünün. Bir asansörü temiz tutan, bir ekmeği yoğuran, bir hastayı iyileştiren, bir çocuğu büyüten, bir yolu inşa eden emekçileri düşünün.

Şimdi soralım kendimize:
Bir ülke, emeği olmadan var olabilir mi?
Bir toplum, emekçisine değer vermeden ayakta kalabilir mi?
Bir medeniyet, alın terini yok sayarak yükselebilir mi?

Ve lütfen unutmayın: Her şeyin başı emek.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın emek ve dayanışma!