Bir zamanlar insanlar birbirini daha çok hissederdi. Komşunun kapısı çaldığında, “bir şey mi oldu?” diye merakla açılırdı.
Yolda ağlayan bir çocuk görüldüğünde, herkesin yüreği sızlardı. Paylaşmak, insan olmanın en doğal parçasıydı. Ama bugün, kalabalıkların içinde birbirine yabancı, birbirinin acısına sağır bir topluluk haline geldik.
Empati, yani kendini başkasının yerine koymak... Belki de insanı insan yapan en güçlü duygulardan biri. Fakat modern çağın soğuk duvarları, bizi giderek birbirimizden koparıyor. Artık herkesin derdi kendine, herkesin acısı kendine. Yanımızdan geçen birinin gözünden süzülen yaşa bile bakmaz olduk.
Oysa hayat, yalnızca kendi hikâyemizden ibaret değil. Bizim dışımızda da yaşanan sevinçler, acılar, umutlar var. Biraz kulak versek, biraz yüreğimizi açsak, göreceğiz ki empati sadece karşımızdakine iyi gelmez; bizi de iyileştirir.
Empatiyi unutan bir toplum, yavaş yavaş çürür. Çünkü dayanışmanın olmadığı yerde bencillik büyür; merhametin olmadığı yerde taşlaşmış kalpler çoğalır. O taşlaşan kalpler ise, bir gün hepimizin üzerine yıkılır.
Belki de yeniden başlamamız gereken yer çok basit: karşımızdakini dinlemek, anlamaya çalışmak, “ben olsaydım ne hissederdim?” diye sormak. İşte o zaman insanlık yeniden filizlenir.
Unutma; empati, sadece başkasına değil, insanlığın kendisine nefes olur.