Hayat, çoğu zaman bize nasipten söz eder. "Kısmet değilmiş" der geçeriz… Ama gerçekte kaçımız yüzleşiyoruz asıl sebebin kendi ihmallerimiz olduğunu?

Çoğu zaman geç kalırız.
Bir telefonu açmak için,
bir “nasılsın” demek için,
gönül almak için,
özür dilemek için,
ya da sadece birine sarılmak için…

"Vakti gelince yaparım" dediğimiz her şeyin bir vakti vardı da, biz o vakti heba ettik.
Sandık ki zaman hep bizimle olacak. Oysa zaman, ihmal ettiğimiz her şeyin ardından acı bir tokat gibi çarpıyor yüzümüze.

Kendimize yalan söyledik yıllarca.
Olmayınca, “nasip değilmiş” dedik.
Gitmeyince, “yolu düşmedi” dedik.
Aramayınca, “yoğundum” bahanesine sığındık.
Sevdiğimizi söylemeyince, "zaten biliyor" diyerek geçtik.
Ama işin gerçeği şu ki; biz nasibimize değil, ihmallerimize esir olduk.

Ne sevgiyi zamanında gösterebildik,
ne kıymeti vaktinde bilebildik,
ne de “önemli değil” deyip geçtiklerimizin aslında ne kadar değerli olduğunu fark edebildik.

Bugün pişmanlıklarımızın altında eziliyorsak, çoğu zaman bu nasipsizlikten değil; zamanında göstermediğimiz özenin, söylemediğimiz sözlerin, uzatmadığımız ellerin, atmadığımız adımların sonucudur.

İhmal…
Bir ilişkiyi bitirir,
bir sevgiyi soldurur,
bir dostluğu unutturur,
bir hayatı yorar…

Ve çoğu zaman en çok kendimizi ihmal ederiz. İçimizde susturduğumuz o sesi, ertelediğimiz hayalleri, bastırdığımız acıları…

Kendi ellerimizle ördüğümüz duvarların içinde, sonra “nasip bu kadarmış” deyip avunuruz. Oysa gerçek şu ki:

Biz nasibimize değil, ihmallerimize esir olmuşuz.

Çünkü zaman, ihmali affetmez; geç kalınan her şey bir gün pişmanlık olarak geri döner.