Hayatın telaşına kapılıp gidiyoruz. Sabah telaşı, iş telaşı, akşam yorgunluğu… Öyle ki, bazen etrafımızdaki en küçük ayrıntıları bile görmezden geliyoruz.

Oysa bir tebessüm, bir merhaba ya da bir kapıyı açıp tutmak… Kimi zaman koca bir günün yükünü hafifletmeye yetiyor.

İyilik dediğimiz şey aslında sandığımız kadar büyük, zahmetli ya da maliyetli değil. Aksine, en küçüğü bile bir kalpte derin bir iz bırakabiliyor. Bir çocuğun elinden düşen kalemi yerden almak, yaşlı bir teyzenin poşetini taşımasına yardım etmek, asık suratlı bir insana içten bir “gününüz güzel geçsin” demek… Belki bizim için sıradan, ama karşı taraf için unutulmaz bir an oluyor.

İnsanın insana dokunma biçimi işte tam da burada gizli. Küçük bir iyilik, umulmadık bir anda bir gönül kapısı aralıyor. Ve işin en güzel yanı; iyilik çoğalıyor. Sen bir kişiye el uzatıyorsun, o da bir başkasına… Derken zincir büyüyor. Hiç tanımadığın birinin gününe ışık oluyorsun.

Bugün farkında olmadan yanından geçip gittiğin birine belki küçücük bir selam versen, gününün en güzel hatırası olacaksın. Belki de senin küçücük gördüğün davranış, onun hayata tutunma sebebi olacak.

Hayat çok hızlı, zaman acımasız. Ama içten bir iyilik, zamana meydan okuyor. Çünkü insan kalbine işleyen hiçbir şey unutulmuyor.

Küçük bir iyilik yap, büyük yankısını sen de duyarak yaşa.