Bazı doğrular vardır; yüksek sesle söylenmez ama en çok da içimizde yankılanır. Kimseye anlatamasak da, kaçmak istesek de peşimizi bırakmazlar. Çünkü insanı en çok yoran şey, başkasının söylediği yalanlar değil; kendine söyleyemediği doğrulardır.
Peki neden insan hatasını kabul etmez? Neden yanlışını görmekten bu kadar korkar?
Çünkü hata kabul etmek, yalnızca “yanıldım” demek değildir. Aynaya bakıp, bugüne kadar savunduğun düşüncelerin, verdiğin kararların, belki de kırdığın insanların sorumluluğunu üstlenmektir. Bu da kolay değildir. İnsan, kendini güçlü ve haklı hissetmek ister. Yanlış yaptığını kabul etmek ise bu güçlü imajı zedeler. İşte tam da bu yüzden çoğu insan, gerçeği inkâr etmeyi tercih eder.
İnsan bazen bilerek görmez. Çünkü görmek değişim gerektirir. Değişim ise konfor alanını bozar. Alıştığımız davranışları, tepkileri, savunmaları terk etmek; “Ben böyleyim” dediğimiz yerden vazgeçmek anlamına gelir. Oysa insan alışkanlıklarına tutunur. Yanlış bile olsa, tanıdık olanı seçer.
Kendi davranışlarını görememenin bir başka nedeni de egodur. Ego, insanı korur gibi görünür ama çoğu zaman onu gerçeklerden uzaklaştırır. “Ben yapmam”, “Ben öyle biri değilim”, “Asıl hata karşı tarafın” cümleleri, egonun en sık kullandığı kalkanlardır. Bu kalkanlar kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede insanı yorar. Çünkü bastırılan her gerçek, bir gün daha ağır bir yük olarak geri döner.
İnsanların kabul etmediği doğrular bu yüzden yorar. Sürekli savunma hâlinde olmak, kendini aklamak, başkasını suçlamak ciddi bir enerji ister. Oysa gerçeği kabul etmek ilk anda can yaksa da, sonrasında büyük bir hafiflik getirir. “Evet, burada yanlış yaptım” diyebilmek, insanı küçültmez; aksine olgunlaştırır.
Ne var ki toplum da hatayı affetmez gibi davranır. Yanlış yapanı etiketler, geçmişte takılı bırakır. Bu yüzden insanlar hata kabul etmekten çekinir. Oysa hata, insan olmanın kaçınılmaz bir parçasıdır. Asıl mesele hatayı inkâr etmekte ısrar etmektir. Çünkü inkâr edilen her yanlış, tekrar eder.
Belki de en zor olan, insanın kendine dürüst olabilmesidir. Başkalarına değil; aynaya baktığında kendine. “Ben burada kırıcıydım”, “Ben dinlemedim”, “Ben kaçtım” diyebilmek büyük bir cesaret ister. Ama gerçek cesaret tam da burada başlar.
İnsan, kabul etmediği doğrularla yaşadıkça yorulur. Kabul ettiği anda ise değişmeye başlar. Ve bazen insanın ihtiyacı olan şey, başkasının onu anlaması değil; kendini sonunda görmeye cesaret edebilmesidir.