“İyilikte nasip işidir; her kula, her insanoğluna nasip olmaz.” Ne kadar ağır, ne kadar gerçek bir cümle… Çünkü iyilik sadece bir davranış değil, bir hâl meselesidir. Herkes iyi görünmeyi başarabilir ama herkes iyi olmayı başaramaz. İyi olmak; gösterişsiz, sessiz, karşılıksız ve çoğu zaman görünmeden yapılan bir yolculuktur.
Bugün etrafımıza baktığımızda, iyiliğin reklamının çok, kendisinin az olduğunu fark ediyoruz. Bir yardım yapılır, fotoğrafı paylaşılır. Bir güzel söz söylenir, altına imza atılır. Oysa gerçek iyilik, kimse görmediğinde de aynı kalabilmektir. Alkış yokken, takdir yokken, hatta bazen yanlış anlaşılmayı göze alarak doğruyu yapabilmektir.
İyilik herkese nasip olmaz çünkü iyilik; sabır ister, merhamet ister, vicdan ister. İnsanın önce kendi nefsini terbiye etmesi gerekir. Her canı yananın canını yakmamayı, her kötülük görenin kötülükle karşılık vermemeyi bilmesi gerekir. Bu da öyle kolay bir iş değildir.
Belki de bu yüzden dua ederiz:
“Allah’ım, bizleri iyi kullarından eyle.”
Çünkü iyi kul olmak, sadece ibadetle değil; ahlakla, adaletle, kalp temizliğiyle mümkündür. İyi kul olmak; yolda gördüğün bir taşla ilgilenmektir, kırıcı bir sözü yutmaktır, seni inciten birine bile hakkaniyetle davranabilmektir.
Bir de şu cümle var ki insanın içini titretiyor:
“Her insanı gönlüyle mükâfatlandır.”
Aslında herkes sonunda gönlünün ekmeğini yer. İçinde ne taşıyorsan, hayata onu sunarsın. Kalbinde kıskançlık varsa huzur bulamazsın. Kalbinde merhamet varsa, dünyanın en zor yerinde bile bir ferahlık hissedersin. Kötülükle beslenen bir gönül, er ya da geç kendi karanlığında kaybolur. İyilikle beslenen bir gönül ise bazen kaybetse bile aslında hep kazanır.
Şunu kendimize dürüstçe sormamız gerekiyor:
Biz gerçekten iyi miyiz, yoksa sadece iyi görünmeye mi çalışıyoruz?
Birini affettiğimizde gerçekten affediyor muyuz, yoksa içimizde dosyayı açık mı tutuyoruz?
Yardım ederken gönlümüz mü konuşuyor, egomuz mu?
Belki de yapmamız gereken şey büyük iyiliklerin peşinden koşmak değil. Küçük ama samimi iyilikleri hayatımıza yerleştirmek. Daha az kırmak, daha çok anlamaya çalışmak. Her şeye cevap vermemek, her haksızlığı kavgaya çevirmemek. Bazen susarak, bazen dua ederek, bazen de sadece “Ben doğru olanı yapayım” diyerek yolumuza devam etmek.
Bu yazıyı okurken insanın içinden şu cümle geçsin istiyorum:
“Ben de yapmalıyım. Ben de iyi olmalıyım.”
Çünkü dünya, daha zeki insanlardan çok; daha iyi insanlara ihtiyaç duyuyor. Ve belki de bu çağda en büyük devrim, iyi kalabilmektir.
İyilik nasip işidir, evet.
Ama nasibi artıran şey, niyettir.
Kalbini temiz tutan, gönlünü diri tutan herkes için iyilik, bir gün mutlaka yolunu bulur.